DİL

Yöremizde kullanılan dil hakkında bazı çalışmalara yer veriyoruz. Ve...bekliyoruz...

Emeklerini, çalışmalarını bizlerle paylaşan arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz...

 

         OĞUZELİ İLE VAN YÖRESİ ARASINDA ORTAK SÖZCÜKLER

       Üniversitemizde yeni kurduğumuz Anadolu ve Avrasya Araştırmaları Merkezi (AVAM) Kütüphanesine geçtiğimiz günlerde yeni bir kitap ulaştı. Bu kitap Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Bedri SARICA’nın uzun yıllar süren araştırmaları sonucu, Van Gölü çevresinden derlediği sözcüklerden oluşan bir sözlük (Van Gölü Çevresi Ağızları Sözlüğü, Atlas Yayınları, Ankara 2006).

 

        Sözlüğü incelerken merhum babaannem Alefendinin Fadime aklıma geldi hep, çünkü onun kullandığı sözcüklerle sözlükte karşılaştığım bazı sözcükler bire bir aynı idi. Bunun üzerine bütün sözlüğü taradım ve Babaannemin kullandığı sözcükleri işaretledim.

 

         Dr. Sarıca’nın kitabın giriş bölümünde verdiği bilgilerden özet

 

1.      Doğu Anadolu ağızları içinde değerlendirilen Van gölü havzası ağızları arasında benzer nitelikler çoktur.

2.      Bölgede birbirini tamamlayan sözler çoğunlukta olmakla birlikte aynı sözcüğün anlam ve ses bilgisi özelliklerinde farklılıklar bulunabilir.

3.      Bölgedeki Azeri ağızlarında Farsça sözcüklerin ağırlıkta olması, İran’a yakınlığın ve Güney Azerbaycan’dan gelen göçün etkisini gösterir.

4.      Ülkemizde bugün konuşulan genel Türkçe Van gölü çevresinde de varlığını her gün biraz daha hissettirdiğinden, bölgede daha önce yapılan derlemelerde saptanan bazı sözcükler artık utulmuş ya da anlam kaymalarına uğramıştır.

5.      Anadolu’nun Türklerle ve Türkçeyle buluştuğu yerlerin başında gelen Van gölü hazası yakınlarında 11. yüzyıldan itibaren yapılan savaşlar Asya’dan gelen insan selinin Anadolu’ya yerleşmesini hızlandırmıştır.

6.      Van gölü çevresindeki Türk ağızlarıyla ilgili ilk bilgiler Evliya Çelebi tarafından verilmektedir.

7.      1930’lu yıllardan itibaren yapılan derleme çalışmaları arasında Van gölü çevresinde yapılan araştırmalar da yer almaktadır.

8.      Van gölü çevresinde karşılaşılan söz dağarcığı özellikle Azerbaycan Türkçesi ile bağlantılıdır. Ancak aşağıdaki tabloda verilen dört sözcüğün Orta Asya dillerindeki bağlantısı da açıkça görülmedir.

 

Türkiye Türkçesi

Van Gölü Çevresi

Azerbaycan

Tatar

Özbek

Kazak

Uygur

dünür

ġoda

ġuda

kuda

koda

guda

koda

kodağıy

kuda

koda tüsüvşi

kuda

kedi

pişik

bişik

pişik

pişik

müşük

mışık

möşük

düğün

toy

toy

toy

toy

toy

toy

ısırgan otu

ġıcıkdan

gıcıktan

ġıcırdan

ġıcırġan

gicitiken

kıçıtkan

kıçıktı ot

 

 

 

       Merhum Babaannem Alefendinin Fadime 

      Olasılıkla 1910 yılında Türkelli’de doğdu. Alefendinin kızı diye anıldı. Bugün “Dişli” soyadını taşıyan ailedendir. Hiç okula gitmedi. 16 yaşında evlendirildi. Evlendiğinde kocası, Garazenû Mehmet Ziya 13 yaşında idi. Bu sülalenin büyük gelini oldu. Dört oğul doğurdu. Dindar, kapalı ve muhafazakâr bir hayatı vardı. Türkelli'den hemen hiç ayrılmadı; sadece yaşlılık zamanlarında kış aylarında İstanbul’daki oğullarının ve torunlarının yanında kaldı. Son yıllarını Türkelli'de büyük oğlunun yanında geçirdi ve 2003 yılında öldü. Bizlerle konuşmalarında ve anlattığı masallarda kullandığı dil halen kulaklarımızdır.

Sözlükte işaretlediğim sözcükler

Acans: haber (Ahlat)

Afsun: sihir (Ahlat)

Ağu: zehir (Erciş, Ahlat)

Ahşam: akşam (Van, Adilcevaz). Oğuzeli’nde “aaşam” biçimnde.

Ahur: ahır (Adilcevaz, Van, Erciş). Oğuzeli’nde “afur” biçiminde.

Alaf: kışlık hayvan yiyeceği (Erciş). Oğuzeli’nde hayvana atılan yapraklı dal.

Andır/Ander: sahipsiz kal anlamında ilenç (Van, Ahlat). Oğuzeli’nde anlamı unutulmuş.

Arh: kanal (Van, Erciş, Ahlat). Oğuzeli’nde “ark” biçiminde.

Avara: yaramaz, verimsiz,kötü (Erciş)

Bıldır: geçen sene (Erciş, Ahlat)

Bibi: hala (Van’daki Azeri köyleri, Erciş, Ahlat)

Bile: beraber (Van’daki Azeri köyleri)

Buynuz: boynuz (Adilcevaz)

Cahal: cahil, geç, tecrübesiz (Van)

Cazu: cadı (Erciş)

Cırmık-lamak: tırmalamak (Van)

Cu cu: tavukçağırma ünlemi (Erciş). Oğuzeli’nde “cü cü” biçiminde.

Ezza/Eza: kibrit (Van, Erciş, Ahlat)

Ferig: piliç (Eciş, Van)

Fışkı: kurumuş koyun keçi gübresi (Ahlat, Van, Adilcevaz). Oğuzeli’nde hayvan dışkısı.

Fücceten: aniden ölüm (Van, Adilcevaz). Oğuzeli’nde “hücceden”biçiminde.

Ġazal: kurumuş ağaç yaprakları (Van). Oğuzeli’nde “gazel”biçiminde.

Geci: keçi(Ahlat, Erciş)

Gelek: kavun ve kabak saplarının budakları (Van). Oğuzeli’nde yaprak.

Ġıdık: oğlak (Adicevaz). Oğuzeli’nde bele bağlanan küçük sepet.

Ġod: tahta tahıl ölçeği (Van, Adilcevaz)

Göğ: mavi (Van’daki Azeri köyleri)

Ġufa: kova (Van)

Hara: neresi (Van, Erciş, Adilcevaz)

Haraya: nereye (Van, Erciş, Ahlat)

He: evet (Van, Erciş)

Helbet: elbette (Van)

İrezil: rezil (Adilcevaz)

İskemle: sandalye (Van)

Köynëk: gömlek (Van, Erciş). Oğuzeli’nde “göynek” biçiminde.

Küskü: uzun demir (Ahlat, Erçiş). Oğuzeli’nde “küskülemek” fiili biçiminde.

Mahana: bahane (Van’daki Azeri köyleri). Oğuzeli’nde “mana” biçiminde.

Mehle: mahalle (Van, Erciş)

Melmeket: memleket (Van)

Mintan: gömlek (Van)

Möhkem: sağlam (Adilcevaz). Oğuzeli’nde “mökem” biçiminde.

Nusġa: Muska (Van)

Pürtük: yabancı dilde yazılan kitap (Erciş) Oğuzeli’nde küçük kumaş ve ip parçaları.

Sahab: sahip (Van)

Sahan: bakır tabak (Van,Ahlat)

Sırtar-mak: sırıtmak (Van)

Soyka: sahipsiz, sahibi ölmüş mal, ölü üstünden çıkan elbise (Van, Ahlat). Oğuzeli’nde anlamı unutulmuş.

Şelek: meyve posası, meyvenin yenilmeyen orta bölümü, olgunlaşmamış ceviz içi (Edremit, Erciş, Adilcevaz). Oğuzeli’nde küçük sırt sepeti.

Terek: raf (Erciş, Ahlat)

Tevek: üzüm kütüğü (Van)

Tumb: toprakğını,tümsek (Erciş, Ahlat). Oğuzeli’nde “tumb etmek” bir araya toparlamak anlamında.

Yu-mak: yıkamak (Van, Erciş)

 

Yorum

 

Anadolu’nun geçmişi biz arkeologlar için insanlık tarihinin başına kadar kök etmiştir. Buzul dönemlerinin son bulmasıyla Afrika’dan kuzeye doğru hareket eden hayvan sürülerinin peşine takılan insansı türler, bugünkü Asya ve Avrupa kıtalarına dağılmışlardır. İki milyon yıl kadar öncesinden başlayan bu dağılış sırasında Anadolu topraklarından geçildiğini gösteren çok sayıda iz saptanmış durumdadır.

 

Son iki yüz bin yıl boyunca Akıllı İnsan (Homo Sapiens), yani bizler, yeryüzünün her yerine yerleştik. Genel, toplumsal ve tarihsel zekâmız alabildiğine gelişti, tabi konuştuğumuz dil de…

 

Bugün yaşayan dillerden sondan eklemeli bir dil olan Türkçenin akrabaları, beş bin yıldır İran, Mezoptamya, Suriye ve Anadolu’da yazılıyordu. Çivi yazısı ile vücut bulan bu ölü dilleri uzmanlar yüz yıldan fazla bir süredir okuyup deşifre edebiliyor. Yani yaşadığımız coğrafya binlerce yıldır aynı dil konuşuluyor.

 

11. yüzyıldan itibaren Hazar Denizi çevresi ve İran yaylası üzerinden Anadolu’ya göç edenler, gerçekte daha önceki binyıllar boyunca Anadolu’ya gelip yerleşen ya da Anadolu’yu aşarak Kuzey Afrika ve Doğu Avrupa’ya geçen atalarıyla aynı yolu izlediler. Onlar da sondan eklemeli bir dil olan Türkçeyi konuşuyorlardı.

 

Oğuzeli halkı da 11. yüzyılda gelenlerdendir ve bin yıllar önce bu ülkeye gelen atalarının topraklarına yerleşmişlerdir. Bunun kanıtları, kamuoyunun pek de ilgisini çekmeyen arkeolojik araştırmalarla Orta Asya, İran, Kafkasya ve Anadolu’da defalarca ortaya çıkarılmıştır.

 

Bu kanıtların bir kısmı da dil araştırmalarında karşımıza çıkıyor. Yukarıdaki örnekler, gerçekte birbiriyle hiç ilgileri yokmuş gibi görünen iki yörede, Van’da ve Oğuzeli’nde bir zamanlar aynı sözcüklerin kullanıldığını kanıtlıyor. Benzer sözcüklerin çok daha fazlası artık unutulmuş olmalıdır. Unutulan sözcüklerin kırıntıları her geçen gün birbiri ardına kaybettiğimiz yaşlılarımızın hafızalarında durmaktadır. Onlarla birlikte ortak kültürümüzün kanıtları da kaybedilmektedir. Bu kırıntıları kayda geçirmek ve bilinmesini sağlamak hepimizin boyun borcudur.

 

Sinan KILIÇ

Yüzüncü Yıl Üniversitesi

Anadolu ve Avraysa Araştırmaları Merkezi (AVAM)

 

 

        OĞUZELİ’NDE ISLIK DİLİ

 

Doğu Karadeniz’de, Giresun ve Trabzon’un dağlık iç kesimlerinde yaşayanların yabancı olmadığı ıslık yoluyla anlaşma biçimi dil bilimcilerin ve akustik mühendislerinin araştırmalarına konu olmaktadır. Bu dil Türkiye’de ilk kez dil bilimci Doğan Aksa tarafından ayrıntısıyla incelenmiştir[1].

 

Islık dilinin dünyanın birçok yerinde farklı halklar tarafından kullanıldığı saptanmıştır; Nepal’de, Meksika’da, İspanya ile Fransa arasındaki Pirene dağlarında, Kanarya adalarında, Yunanistan’ın Euboia bölgesinde, Yeni Gine’de, Vietnam’da, Çin’in Yunan bölgesinde ve Senegal’de kendi ana dillerine göre ıslık dili konuşan insanlar saptanmıştır[2].

 

Doğu Karadeniz dağ köylerinden biri olan Giresun’un Çanakçı ilçesine bağlı Kuşköy’de 2002 yılından beri her yıl Haziran ayının son hafta sonu bir festival düzenlenmekte ve ıslık dili konuşanlar arasında yarışmalar yapılmaktadır. Kuşköy deniz kıyısından kuş uçumu 18 km içerde, Sis dağının hemen batısında, Görele deresinin vadisi içinde yer almaktadır. Kuşköy’de konuşulan ıslık dili, Doğan Aksa’dan sonra 1970 yılında Fransa’da yapılan bir yayınla da bilim dünyasına tanıtılmıştır[3].

 

Doğu Karadeniz bölgesinde Doğan Aksa’nın 1966 yılında araştırmaları sayesinde, Giresun’un Güce ilçesi ile Trabzon’un Şalpazarı ilçesi arasındaki dağlık kesimde yer alan çok sayıda köyde ıslık dili konuşulduğunu ortaya koyulmuştur. Sayılan bu köyler arasında “Uğuz” köyü de yer almaktadır. Yayınlanan yazıda ıslık dili konuşulan köylerin çoğunda bu dilin artık unutulmaya yüz tuttuğu belirtilmektedir.

 

Fransız biyoakustik mühendislerinden Julien Meyer ıslık dilini tüm detaylarıyla ortaya koyan araştırmalara imza atmıştır. Lyon Üniversitesi’nde 2005 yılında ıslık dili konusunda doktorasını tamamlayan J. Meyer, dünyada 60 farklı ıslık dili konuşulduğundan söz etmektedir. Doğu Karadeniz bölgesinde konuşulan ıslık dili konusunda da incelemelerde bulunan uzman, Türkiye’de ayrıca Doğu Anadolu bölgesinde de bu dilin kullanıldığını belirtiyor[4].

 

Doğu Karadeniz bölgesinde yapılan incelemeler sırasında yüzlerce sözcük üzerinde yapılan istatistik çalışmalarına göre ıslık dilinde bütün anlaşmayı (i, ö, ü) seslileri ile (f, ç, k) sessizleri sağlamaktadır. Türkçedeki bütün sesler bu 6 ses içinde gruplanarak ıslık yoluyla sözcüklere dönüştürülüyor:

 

Grup 1) “i” ve “ü” (“i”)

Grup 2) “e” ve “ö” (“ö”)

Grup 3) “ı”, “u”, “a” ve “o” (“o”)

Grup 4) “p”, “b”, “f”, “v”, “h” ve “m” (“f”)

Grup 5) “t”, “d”, “ç”, “c”, “s”, “z”, “r”, “l”, “ş”, “j”, “n” ve “y” (“ç”)

Grup 6) “k” ve “g” (“k”)

 

Bu yolla sesler kendi biçimlerinde değil, başka bir ses olarak çıktığı için bir bakıma şifrelenmiş oluyor. Şifrelerde her işaretin yerine bir başkasının konması gibi, ıslık dilinde de her sesin yerine bir ıslık sesi geçiyor. Yapılan bu çalışmada her sesin ıslık dilindeki sesi bilindiğinden herhangi bir tümcenin, ıslık dilindeki biçimi de kâğıt üzerine yazılabiliyor:

 

Tümce:           Jandarma geliyor, tabancanı sakla

Islık Dili:        çoççofo köçiçoç çofoççoço çokço

 

Türkçedeki temel seslerin 6 ıslık sesi ile şifrelenmesi ilk bakışta sözcüklerin ıslıkla aynı biçimde söylenebileceği izlenimi verebilir. Ancak ıslık dilinde kullanılan sözcükler yerel ağızların etkisiyle sınırlı sayıdadır. Ayrıca ıslık dilinde söylenen tümceyi duyan kimse sözün akışına bakarak hangi sözcükten sonra ne söyleneceğini kestirebilmektedir.

 

Islık genelde kısa ve kesik haberleşme aracıdır. Örneğin, ormanlık bir arazide birbirini kaybeden kişi yüksek sesle “neredesin” anlamında ıslık çalar. Diğeri buna yine ıslıkla “buradayım” diye yanıt verir.

 

Kuşköy’ün hemen yakınındaki Karabörg beldesi Oğuzeli’ne kuş uçumu 20 km güneybatıdadır. Onların yaylası da Sisdağı’dır. “Karabörk” Oğuz Türkçesinde “kara başlık” demektir. Onların da ayni tarihsel süreç içinde, dağlık kesimde göçer bir toplum iken yerleşik yaşama geçtiği ve günümüzde Oğuzeli halkı gibi yarı göçer bir yaşam biçimi benimsediği anlaşılmaktadır. Doğan Aksa’nın ıslık dilini saptadığı köylerin hepsi aynı coğrafi özelliklere sahiptir ve aynı tarihsel süreçten geçmiş olmalıdırlar.

 

Oğuzeli köylerinden biri olan Türkelli’den, orta yaş kuşağı kişilerden gelen bazı bilgiler özellikle yaylada çobanlar arasında ıslık dili konuşanların olduğunu göstermektedir. Bu yörede ıslık “ışıklık” diye adlandırılıyor. Örneğin yörede bir çağırma ünlemi olan “ara” sözcüğü belli bir uzaklıktan birini çağırmak için “urraaoouu” biçimine dönüşmekte ve bu ıslıkla da ifade edilebilmektedir (Kaynak: Metin Kılıç). Türkelli’nin üst kısımlarında, Topallı mahallesinde, koyunculuk yapan ailelerin olması bakımından burada ıslık dili bilenlerin de olma olasılığı vardır (Kaynak: Metin Kılıç). Eskiden komşu köylere haber göndermek için ıslık çalındığı, örneğin cenaze çağırmaların “fiiuuuu” biçiminde ıslıkla başladığı ve ardından bağırarak ölenin kimliğinin açıklandığı söylenmektedir (Kaynak: Metin Kılıç). Türkelli’den ıslık dili konusunda bilgi sahibi kişilerin halen bulunduğu ve onların bu dili yayla yaşamından bildikleri belirtilmektedir (Kaynak: Güler İpek). Ayrıca Türkelli’de eskiden ıslıkla anlaşanların, birbirlerine “gel”, “git” ve “çabuk ol” gibi basit tümceler söylemekte idiler (Kaynak: Şakir Sağlam).

 

Yerleşim biçimi bakından birbirlerinden uzak olan evler ya da aradaki derin bir vadinin iki yanındaki köyler arasındaki iletişimin eski zamanlarda ıslıkla sağlandığı anlaşılıyor. Ayrıca ağaçlık bir bölge olan Doğu Karadeniz’de birbirlerini göremeyen kişiler bu yolla iletişim kuruyor, böylece ormandaki ya da bahçelerdeki işler yürütülüyor olmalıdır. Günümüzde ise iletişim araçlarının yaygınlaşması ıslık diline olan gereksinimi ortadan kaldırmıştır. Bu denenle ıslık dili büyük bir hızla ortadan kaybolmuştur.

 

D. Aksa’nın Doğu Karadeniz’de ıslık dilini saptadığı bölge bir Çepni yerleşim bölgesi olarak bilinmektedir[5]. Yavuz Selim zamanında, 1515/16 yılında (Hicri 921) hazırlanmış olan tahrir defterlerinde Giresun, Torul ve Görele arasındaki bölge “Vilayet-i Çepni” diye geçmektedir. Kaşgarlı Mahmut (1008-1105) Çepnilerin Oğuz Han’ın soyundan geldiğini ve onun oğullarından Gök Han’ın dört oğlundan birinin Çepni adını taşıdığını bildirilmektedir. Kaşgarlı Mahmut’un verdiği bilgilere göre Oğuzların Üçok koluna bağlı olduğu anlaşılan Çepniler, önce Türkistan’dan İran’a ve buradan da Anadolu’ya göç etmişlerdir. Bu yayılışı F. Sümer 13. yüzyıla yerleştirmesine karşın[6]., M. Enver Şerifgil’e göre daha 9. yüzyılda Anadolu’ya göç eden Hurremîler ve Babekîler de Çepni olabilir. Bunlardan Hurremîlerin Aras nehri vadisi boyunca Bizans topraklarına girmiş ve buradan Batı Anadolu kıyıları ile Balkanlardaki Rodop dağlarına yerleşmiş olmalıdırlar[7].

 

Bu tarihsel bilgiler, Giresun ve Trabzon arasındaki ıslık dili konuşanların Çepni soyundan geldikleri, Çepnilerin daha 9. yüzyılda bölgede görülmüş olabilecek hayvancı göçer topluluklar oldukları ve bu nedenle bölgede konuşulan ıslık dilinin yüzyıllar öncesine dayanması gerektiği konularında kuşkuya yer bırakmamaktadır.

 

Sinan KILIÇ M.A.

 

Yüzüncü Yıl Üniversitesi

Fen Edebiyat Fakültesi

Arkeoloji Bölümü

(sinankilic@yyu.edu.tr)


 

[1] D. Aksa, "Anadolu'da Islık Dili (langue sifflée) Araştırması Ön Raporu" Türkoloji Dergisi III/1, Ankara üniversitesi DTCF, 1968, s. 49-64; Özcan Başkan’ın “Lengüistik Metodu” adlı kitabının (İstanbul 1967 ve 2003) ara bölümlerinde kendi araştırmalarının yanında Doğan Aksa’nın da ıslık diliyle ilgili araştırmalarına yer verilmektedir.

[2] J. Meyer, “Bioacoustics of human whistled languages: an alternative approach to the cognitive processes of language” Anais da Academia Brasileira de Crências 76/2, 2004, s. 405-412; J. Meyer, “Acoustic features and perceptive cues of songs and diologues in whistled speech: Convergences with sung speech” International Symposium Moscow-Aizu (ISMA), 29-30 Ekim 2007, Aizu, Japonya.

[3] R. G. Busnel, “Recherches expérimentales sur la langue sifflée de Kuskoy” Rev. Phonétique Appliquée 14/15, 1970, s. 41-57.

[4] Bu konu Türk basınına yansımıştır. Burada 20.04.2005 günlü Hürriyet gazetesindeki haberden yararlanılmıştır.

[5] İ. Tellioğlu, Osmanlı Hâkimiyetine Kadar Doğu Karadeniz’de Türkler (Trabzon 2004); “Çepniler (İstanbul 1980).

[6] F. Sümer, Oğuzlar: Türkmenler Tarihleri - Boy Teşkilatı – Destanları (İstanbul 1992).

[7] M. Enver Şerifgil, “Toponimik bir araştırma; göçler ve yer adları (Türkler, Pomaklar ve Bulgarlar” Türk Dili Araştırmaları Dergisi 7, 1980, 81-126.

 

“DOH!..”

OĞUZELİ’NDE SESLENİŞLER, ÇAĞIRMALAR VE KÜFÜRLER

Sinan KILIÇ (Garazenûn)

        Oğuzeli’nde bir ses duyulduğunda eğer yanında birileri varsa “doh!” denilerek herkesin sese dikkati çekilir. Biz de bu nedenle burada bir “doh!..” diyelim ve söze öyle başlayalım.

         Uzaktan uzağa anlaşmanın bir yolu yüksek sesle karşı yana seslenmektir. Böyle bir anlaşma yolunda yerel ağız özellikleri ön plana çıkar. Aşağıda Türkelli’de kullanılan seslenme biçimlerine ve daha sonra küfürleşmelere bazı örnekler verilecektir.

         SESLENİŞLER VE ÇAĞIRMALAR

         Yörede bir zamanlar ıslık diliyle anlaşıldığı ve günümüzde bu anlaşma yolunun unutulduğu saptanmış durumdadır. Herhalde ıslık dilinin yanında sesleniş ve çağrı yoluyla da iletişim kurulmakta idi. Türkelli’de sesleniş ve çağrı biçimlerine Metin Kılıç çok sayıda örnek vermiştir. Buna göre, Ayşe adında birine “Ayşeeöö…” (“e” ile “ö” arasında bir ses uzun), Fatma adında birine is “Fatmaaoo…” (“a” ile “o” arasında bir ses uzun) biçiminde seslenilmektedir. Yani adın sonundaki sesliye göre son uzatma sesi inceltilerek uzatılıyor. Aynı konuda değişik örnekler veren Güler İpek’e göre ise “gııaaooz Ayşeeğ”, “uraağğ Aliiğ” ya da “gııaaooz Fadimeeğ” biçiminde seslenmeler vardır. Bu örneklerde çağrının sonuna “…ğ” sesi eklenerek inceltme ve uzatma yapıldığı anlaşılıyor.

       Sonu bir sessizle biten adlarda da kural aynıdır. Bu durumda yine son sesliye uyulur. Örneğin Metin için “Metiieen” (“i” ile “e” arasında bir ses uzun), Sinan için “Sinaaoon“ (“a” ile “o” arasında bir ses uzun) biçiminde seslenilir. Aynı biçimde “gelin” seslenişi ise “Geliieen” biçiminde söylenir (Kaynak: Metin Kılıç).

Bu seslenişlere kadınlar genelde “vuuuuh” biçiminde genizden, erkekler ise kalın bir sesle “eeey” biçiminde karşılık verirler (Kaynak: Metin Kılıç).

Eğer çağrılan kişinin adı söylenmeyecekse erkeklere “urraaoo…”, kadınlara ise “gııaaooz” biçiminde seslenilir (Kaynak: Metin Kılıç). Eğer bu çağrıya ad eklenecekse çağrılan kişinin adı yukarıdaki gibi uzatılmaz: “Urraaoo Ali” ya da “gııaaooz Ayşe” gibi (Kaynak: Metin Kılıç).

Buradan anlaşılıyor ki, uzaktan uzağa konuşmalarda çağrı biçimine cinsiyet yüklemesi de yapılıyor.

Kadın kadına çağırma durumlarında addan sonra “vuuh!” ünlemi kullanılır ve adın son seslisi biraz uzatılır: “Ayşee vuuh!” gibi. Eğer bir erkek kadına sesleniyorsa “gııaaoouuz Ayşe!” biçiminde seslenir.

Bu tür uzaktan uzağa konuşmalarda kurulan cümlelerde tekrarlar vardır. Genelde aynı söz iki kez söylenir. Bazen ise ikinci tekrarda eylem söylenmez ve zarfın sonundaki sesliler biraz uzatılır. Örneğin:

1. “Ayşee vuuh! Anna gel, anna gel” ya da “Ayşee vuuh! Anna gel annaa...” (Hey Ayşe, sesimi anlayabileceğin bir yere gel!).

2. “Ayşeeğ! Ayşe vuuh! Annğa gel annaağğaa” (örnek 1’den biraz farklı olarak, kaynak: Güler İpek)

3. “Ayşe vuuh! Haaburıya gel, haburıya gel!” ya da “Ayşe vuuh! Haaburıya gel, haburıyaa…!” (Hey Ayşe yanıma gel!).

3. “… aşşağa gel aşşağaa…!” (… aşağı gel!)

4. “… okarı gel okarıı…!” (… yukarı gel!)

5. “… beri gel berii…!” (… buraya gel!)

Uzağa seslenişlerde seslenilen kişiler bazen “nav” ya da “navu” biçiminde karşılık verir. Yakın mesafeli karşılıklar ise “navu ara?” biçimindedir (Kaynak: Metin Kılıç). Bu “ne diyorsun?” ya da “ne yapıyorsun?” anlamına gelmektedir. Bazen de üstelemek için “nevune?” denilir (Kaynak: Nural Emiroğlu).

Nural Emiroğlu şu örnekleri bildirmiştir: Mustafa için “ara Mısta!”, Hüseyin için “ara İsin!” ve Ahmet için “ara Amit!”. Ayrıca büyükler kendilerinden küçükleri nazlandırmak için “goçucuğum!” (“koç” sözcüğünden) ya da “adına dulanduğum!” (“dolanmak” kelimesi burada “sevmek” anlamında kullanılıyor olabilir) biçiminde sözler söylerler. Azarlama ve paylama anlamında ise “bakele!” ya da birini durdurmak “dur taa!” biçiminde ünlemli sözler söylenir.

Seslenişler horon oyunlarında dans edenlere, imecelerde ise çalışanlara güç vermek için önem taşır. Hep birden heyecana gelip “hop de he he heeeey hey!” diye bir ağızdan bağırılıp arkasından “iihu hu hu hu huu!..” biçiminde nidalar atılır. Dağlarda yankılanan bu seslenişlere başka yerlerden gruplar ayni nidalarla yanıt verirler (Kaynak: Metin Kılıç).

Seslenişler bazı çocuk oyunlarında da önem taşır. Golçak atarken söylenen tekerleme: “Alafaa alafa on golçaana bir golçak!” diye yüksek sesle bağırılır ve golçak atılmaya başlanır. Bunu duyan başka biri de aynı seslerle yanıt verir ve golçak atar (Kaynak: Metin Kılıç).

Kadınlar bir şeye çok şaşırdıklarında “ii heri!” diye tepki gösterirler. Örneğin “ii heri delürdün besbelli!” demekle karşısındakinin yaptığı bir şeye “daha da neler!” diyerek şaşkınlık ifade ederler.

Örnek: “Gııaaz iiyyee heerii delümüsün nesin!?” (Kaynak: Güler İpek)

Kadınlar “gel heri gel!” derken, erkekler “gel ara gel!” derler.

KÜFÜRLER

Genellikle kadınlar arasında geçen, uzaktan uzağa ağız kavgasında küfürlerin şiddeti artabilir. Cümle sonundaki sesli uzatılarak söylenenler karşı tarafa iletilmeye çalışılır. Bazı küfürler günlük hayatta kadınlar tarafından kullanıldığı gibi erkekler tarafından da kullanılır. Bu küfürlerin çoğu karşıdaki kişiyi alaya alma ve bazen de aşağılama içermektedir.

Küfürlerde en çok benzetmeler yapılmaktadır; eşya, bitki, hayvan benzetmeleri gibi. Vücudun benzetme yapılan bölümleri ağız, burun, kafa, bacak ve kalçadır. Bunlar genellikle hafif küfürlerdir ve bazen şaka yapma amacıyla söylenir. Yine de hayvan benzetmeleri pek azdır. Aşağıda verilen örneklerde hayvanlara kötü anlamlar yüklenmediği görülür.

Ağır küfürler arasında hastalık benzetmeleri vardır. Aşağıda verilen iki örnekte yörede “davun” diye bilinen veba hastalığı benzetilmektedir.

Bela ve ölüm dileme de ağır küfürlerdendir. Aşağıda birkaç örnek verilmiştir. Ölüm dilemede bu bazen, “başın takırasın” sözünde olduğu gibi açıkça ifade edilmez.

Yörede dinsel farklılığa dayalı küfürlerle de karşılaşılır. Bu küfürlerde daha çok “gavur” ve bazen de “Ermeni” ya da “Yezid” sözcükleri kullanılır. “Kara brüklü” sözünde olduğu gibi bazen bu anlam gizlidir.

Benzetme ve kötü dilekte bulunma dışında bazen iğrenç olabilecek küfürler de vardır. Aşağıda “diğer” olarak sınıflanan bu tür küfürlerin bazıları yine benzetme yoluyla irilik anlamı taşıyan sözcükler kullanılır. Burada “ok çekilsin” sözü artık kullanılmayan bir silahı işaret etmesi bakımından ilginçtir.

Son olarak anlamı bilinmeyen sözcüklerle söylenen küfürler ayılmıştır. Bu sözcükler arasında andır, gaybana, cörtne, ebeşür, sıypuk, godismana, dalgıruk ve hoşgül yer almaktadır.

Eşya Benzetmesi

Caplama bacaklı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Caplama: Aralıklarla dikili kazıklar arasına çakılan uzun ağaç dallarıyla yapılan engel. Uzun ve ince bacaklılar için söylenir.

Çentî götlü!” (Kaynak: Metin Kılıç). Genelde zayıf ve çelimsizlere söylenir. Çentî: Yerel dokumadan yapılan ve omuza asılan çantanın yerel ağızdaki adı.

Çötüre götlü!” (Kaynak: Metin Kılıç). Genelde zayıf ve çelimsizlere söylenir. Çötüre: Fındık, üzüm gibi meyveleri toplamak için bele takılan çubukların yontulup örülmesi ile yapılan sivri sepet.

Duzdaşı gafalı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Tuz taşı: Eskiden tuz kırmak ve ezmek için kullanılan, yuvarlak ve irice çakıl taşından mutfak gereci.

Eğşün ağazlı” (Kaynak: Feyme Çolak). Eğşün: Ocaktan kül almaya yarayan demirden düz kürek.

Gazuk ağazlı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Gazuk: Kazık sözcüğünün yörede söyleniş biçimi. Zayıf ve uzun boylular için söylenir.

Gelberi ayaklı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Gelberi: Fırından darı çekmeye yarayan tırmık. Ayakları büyük olanlara söylenir.

Goca çangal!” (Kaynak: Metin Kılıç). Çangal: Kalın ve uzun ağaç dalı. Uzun boylu kişilere söylenir.

Goca çarpı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Çarpı: Uzun ağaç dalı. Yukarıdaki örnek gibi.

Got başlı” (Kaynak: Feyme Çolak). Got: Fındık ve mısır gibi ürünleri ölçmeğe yarayan silindir biçimli, 5 -6 kg alabilen ahşap ölçü kabıdır.

Gufa gafalı!” (Kaynak: Metin Kılıç). “Kova kafalı” anlamında söyleniyor.

Kesmük gafalı” (Kaynak: Feyme Çolak). Kesmük: Yaklaşık 40 cm uzunluğunda, ucu sivri ve ip bağlamak için kertiği bulunan ahşap golçak sapıdır. Ayrıca ateş tutuşturmaya yarayan ince kıyılmış odun parçaları.

Harar götlü!” (Kaynak: Metin Kılıç). Harar: Sırtta eşya taşımaya yarayan büyük sepet. Şişman ve kalçası büyük kişilere söylenir.

Küfe götlü!” (Kaynak: Güler İpek). Küfe: İneğe yal verilen büyük ahşap kap. Şişman ve kalçası büyük kişilere söylenir.

Lobut gafalı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Lobut: Kısa ve kalın sopa. Eskiden süvariler silah olarak kullanır, düşmana fırlatılarak yaralamaya çalışılırdı. Günümüzde sporcular kollarını güçlendirmek için kullanır. Yörede taş dibek ya da benzerlerinin içinde darı gibi tahıl dövmek için kullanılan 1,5 m kadar uzunluğundaki ahşap tokmağa deniyor.

Orak bacaklı!” (Kaynak: Güler İpek). Bacakları eğri olan kişilere söylenir.

Orak burunlu!” (Kaynak: Metin Kılıç). Ucu aşağı sarkık burunlu kişilere söylenir.

Pöğrek ağazlı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Pöğrek: Köstebeğin yerde açtığı delik. Ağzını sürekli açık tutanlar için söylenir.

Sepet kafalı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Anlamakta zorluk çektiğine inanılan kişilere “kafası büyük ama aklı yok” anlamında söylenir.

Tokaç gafalı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Tokaç: Asa, baston, sopa ve tokmak gibi gereçlerin yuvarlak baş kısmı. Saçsız ve küçük kafalı kişilere için söylenir.

Yeyük gaanlı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Yayık: Tereyağı yapmak için içinde taze yoğurt çalkalanan silindirik ahşap kap. Büyük karınlı kişiler için söylenir.

Bitki Benzetmesi

Büzmeldek aazlı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Büzmeldek: Kırmızı meyvesi olan dikenli bir çalı. “Ok çekilsin büzmelden ağzına!” biçiminde söylendiği olur.

Düdek Ağazlı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Düdek: Olmamış meyve. Ne anlamda kullanıldığını bilmiyorum.

Gapcuk ağazlı” (Kaynak: Metin Kılıç). Bazen “davun çıksın havu gapcuk ağına!” ya da daha çok çocuklara “ok çekilsin havu gapcuk ağzına!” denir. Gacuk: Meyve kabuğu.

Godeş burunlu!” (Kaynak: Metin Kılıç). Godeş: Olgunlaşmış mısırın soyulmamış hali. Burunları büyük ve etli olanlara söylenir.

Günce gibi!”, “günce gafalı!”, “günce götlü!” (Kaynak: Güler İpek). Günce: Kendirin kurutularak lifleri alınmış ince sapı. Çok zayıf kişiler için söylenir.

Pırasa kafalı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Daha çok çocuklar arasında, boynu uzun olanlar için söylenir.

Sıpçuk!” (Kaynak: Metin Kılıç). Meyve ya da çiçek sapı anlamına gelen bu sözcük karşıdaki küçültmek için kullanılır.

Töngel gafalı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Töngel: Muşmula meyvesinin yerel ağızdaki adı. “Ok çekilsin töngel gafana!” biçiminde söylendiği olur.

Hayvan Benzetmesi

Düve götlü!” (Kaynak: Güler İpek). Düve: genç sığır. Şişman ve kalçası büyük kişilere söylenir.

Hadi ooşşt, ürme!” (Kaynak: Metin Kılıç). Karşıdakinin söyledikleri onu köpek yerine koyarak aşağılama.

Bızaa ağazlı” (Kaynak: Feyme Çolak). Sığır yavrusu olan buzağı sözcüğünden gelen bu küfür bıyıksız erkekler için söylenir.

Hastalık Benzetmesi

Davun çıksın havu dırmaç ağzına!” (Kaynak: Metin Kılıç) . Yerel ağızda veba anlamına davun sözcüğünün kullanıldığı bu sözde karşıdakinin sözlerini ya da alaycı gülüşünü aşağılama güdüsü vardır.

Garadavunun dibi!” (Kaynak: Metin Kılıç). Birisine birkaç kez çağırdıktan sonra nihayet duyarsa böyle denir.

Bela Dileme

Yakaları yırtılasıcaa…!” (Kaynak: Metin Kılıç). Burada “büyük sorunlarla karşılaş ve yakana yapışsınlar” denmek isteniyor.

Yakaların yırtılsın da, parça püskül ol iişallaah!” (Kaynak: Metin Kılıç). Yukarıdaki anlam daha da vurgulanarak söyleniyor.

Ölüm Dileme

Başın takırasın” (Kaynak: Metin Kılıç). Bu söz “başın tabuta vursun” anlamına geliyor olmalıdır. Kapalı bir biçimde “geber git” anlamında kullanılır.

Finağrının fis gatına gidesice!” (Kaynak: Metin Kılıç). Burada “cehennemin dibine git!” denmek istenmektedir.

Geber aşaa!” (Kaynak: Metin Kılıç). Yukarıdaki örneğin açık biçimidir.

Dinsel Farklılık

Boklu Gavur seni!” (Kaynak: Metin Kılıç). Çocuklara söylenir.

Garabit Gavurun Oğlu!” (Kaynak: Metin Kılıç). Arapça kökenli yabancı ve tuhaf anlamına gelen Garabet sözünün yöre ağzında değişmiş haliyle söylenir. Dolayısıyla bu küfürde başka dinden olanın yabancılığına yapılan bir vurgu söz konusudur.

Gara bürüklü seni!” (Kaynak: Metin Kılıç). Buradaki bürük, örtü anlamına geldiğine göre “kara örtülü” anlamı ortaya çıkar. Ortodoks Hıristiyanların giydiği kara giysi ve örtülerden esinlenilerek karşıdakine “gavur” demek isteniyor olmalıdır. Zaten “bürüklü” sözcüğünün “sünnetsiz” anlamını taşıdığı ifade edilmiştir (Kaynak: Feyme Çolak). Aynı sözcükle “bürüklünün doğurduğu!”, “bürüklünün uşağı!” ve “bürüklünün gelini!” biçiminde küfürler de söylenmektedir.

Gavur götüne goduu…!”  (Kaynak: Metin Kılıç). Ağır küfürlerdendir.

Gavurun da Ermeninin uşaa…!” (Kaynak: Metin Kılıç). Çocuklara söylenir.

Gavurun da keşişin gızı!” ya da “… oğlu!” (Kaynak: Metin Kılıç). Hıristiyan olma ve papaz kızı/oğlu olma ile küfür ediliyor.

Seni gavurun kızı da, babam götüne goyasıcaa...!” (Kaynak: Metin Kılıç). Ağır küfürlerdendir.

Yezit!” (Kaynak: Metin Kılıç). Farklı bir din mensubu olmakla aşağılama.

Diğer

Agzına ötüriim!” (Kaynak: Metin Kılıç). Ötürmek: İshal olmak. Yörede “Agzına Bok Goyiim!”, “İçine bok olasıca!” ya da “Ta Agzına Sıçiim!” türü iğrenç küfürler de söylenmektedir.

Baynımıyasıca!” (Kaynak: Gülsen Kılıç). Baynımak: Büyümek, gelişmek, sağlıklı duruma gelmek. Deyiş yörede kocaya kaçan kızlar için söylenir. Sözcük Orta ve Doğu Karadeniz’de, Kürtün, Mengen, Mudurnu gibi bazı yörelerde halen kullanılır.

Boklu kivra!” (Kaynak: Metin Kılıç). Kivra: Kadınlar için “sürtük” anlamında kullanılıyor. Doğu ve Orta Anadolu’da buna yakın bir söz olan “kirve” sünnet olan erkek çocuğu tutan kişiye deniyor. Bu kişi daha sonra aynı çocuğun hamisi oluyor. “Kivra” ise Alevilikte kardeş gibi yakın bir bağı ifade diyor. Öyle ki, kivra olan kişilerin çocuklarının birbirleriyle evlenmesine toplum izin vermiyor. Yörede aynı sözün kullanıldığı “seni kivra seni!” ya da “çok kivrasın!” söyleyişleri akıllı, açıkgöz ve kurnaz gibi olumlu anlamlar içeriyor.

Boklu götlü seni…!” (Kaynak: Metin Kılıç). Çocuklara söylenir.

Boklu dübüllü!” (Kaynak: Metin Kılıç). Dübül: Dıbıl olarak da geçebilir. Aslen dıbır anlamına geliyor, bu da göt demektir.

Deşmek gaanlı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Patlayacak gibi büyük karınlı kişiler için söylenir.

Dombak gözlü!” (Kaynak: Metin Kılıç). Dombak: İri ve şişman. Burada dışarı fırlamış büyük göz demek istenmektedir.

Goca deşmek!” (Kaynak: Metin Kılıç). Yukarıdaki örnek gibi.

Muhruz Gafalı!” (Kaynak: Metin Kılıç). Muhruz: Ağaç gövdesindeki yumru biçimli kabartı. Şekilsiz ve yassı kafalı kişiler için söylenir.

Ok çekilsin …!” (Kaynak: Metin Kılıç). Bugünkü yerel küfürlerde yaşayan eski bir deyim olmalı. “Okla vurulsun!”, “okla deşilsin!” anlamında kullanılıyor olabilir. Örneğin “Ok çekilsin havu gafana!” denir.

Sinine bok goyiim!” ya da “sinine sıçm!” (Kaynak: Metin Kılıç). Buradaki “sin” sözcüğü Çince’de kuyu, çukur, ölü gömülen yer anlamına gelen “ts’in” ya da “tes’in” sözcüklerinde gelmektedir. Asya Türkçesinde mezar anlamında kullanılmaktadır.

Soyuk gafa!” (Kaynak: Metin Kılıç). Kel kafalılara söylenir. Bazen “davun çıksın havu soyuk gafana!” ya da daha çok çocuklara “ok çekilsin havu soyuk gafana!” denir.

Yılgımın çıksın heri!” (Kaynak: Metin Kılıç). Burada “işkemben dışarı çıksın” demek isteniyor. Yılgım: Hayvan işkembesi.

Anlamı Bilinmeyen Sözcükler

Andır başı galsın!” (Kaynak: Güler İpek). Bu herhangi bir şey için söylene bir küfürdür.

Andır delü!” (Kaynak: Güler İpek). “Andır deli” anlamına gelir. Andır sözcüğünün anlamı belli değil. Olumsuzluk içeren bir anlamı olduğu belli oluyor.

Andır galasıca!” (Kaynak: Güler İpek). “Andır kalasıca” anlamına gelir.

Andır gaybana!” (Kaynak: Güler İpek). Burada gabyana sözcüğünün anlamı bilinmiyor. Olumsuzluk içeren bir anlamı olduğu belli oluyor.

Cörtne götlü!” (Kaynak: Metin Kılıç). Hafif bir küfür olarak sıska kişiler için söylenir. Cörtne sözünün anlamı bilinmiyor.

Ebeşür aazlı” (Kaynak: Feyme Çolak). Ebeşür sözcüğünün anlamı bilinmiyor. Bu söz buruşuk ve zayıf kişiler için söylenir.

Geçmişi tenekeli!” (Kaynak: Gülsen Kılıç). Genellikle çocuklara söylenen bu sözün ne anlama geldiği bilinmiyor. Çingenelere benzetmekle ilgili olarak “çingene çocuğu” anlamında kullanılıyor olabilir.

Goca dalgıruk!” (Kaynak: Metin Kılıç). Dalgıruk sözcüğünün anlamı bilinmiyor. Kırık dal anlamına geliyor olabilir. Uzun boylular için söylenir.

Goca sıypuk!” (Kaynak: Metin Kılıç). Sıypuk sözcüğünün anlamı bilinmiyor. Yörede Sıypıtmak fiili kullanılıyor. “Godismana!” (Kaynak: Metin Kılıç). Genellikle şişman kadınlar için söylenir. Godismana sözcüğünün anlamı bilinmiyor.

Hoşgül Götlü!” (Kaynak: Metin Kılıç). Hoşgül sözcüğünün anlamı bilnmiyor.

Keşkül ağazlı” (Kaynak: Feyme Çolak). Keşkül bir tatlı çeşididir, ancak buradaki anlamı bilinmiyor.

Keşkülü çıkmış!” (Kaynak: Güler İpek). Zayıflamış, eğrilmiş bükülmüş anlamında söylenir.

 

Köyümüzde daha çok büyüklerimizin kullandığı

ay adlarını yanda inceleyebilirsiniz.

 

(Bu bilgiyi  Güler İPEK gönderdi. Teşekkürler)

 

 

 galender ayı { 14 ocak 13 şubat  arası}  
 gücük ayı      { 14 şubat 13 mart        }
 mart ayı        { 14 mart 13 nisan         }
 arbul ayı       { 14 nisan 13 mayıs       }
 mayıs ayı      { 14mayıs 13 haziran      }
 kiraz ayı        { 14 haziran 13 temmuz  }
 orak ayı         { 14 temmuz 13 ağustos  }
 asus ayı         { 14 ağutos  13 eylül  }
 hacı ayı         { 14 eylül    13 ekim  }
 darı ayı          {14 ekim    13kasım   } 

 üzüm ayı        {14 kasım   13aralık }
 karakış ayı     { 14aralık   13 ocak   }

 

 

             Güzel bir çalışma olunca,  Yücel KAYA' nın araştırmalarını dayanamadım izinsiz aldım.           

             Aşağıda inceleyiniz, göreceksiniz ki bizim köydiline çok yakın.

Trabzon, Şalpazarı ilçesi sözlüğü

Derleyen: Yücel Kaya

Copyright: wwww.karalahana.com

 

A

Abanmak:Yaslanmak.

Abıla:Abla

Abıl ayı:14 Nisan-13 Mayıs arasındaki süreye verilen isim.

Ablak:Yuvarlak yüz şekli.

Aca:Acaba

Acans:Televizyon ve radyoda haberler.

Acıbuğu:Ateşten yeni inmiş, çok sıcak.

Acısu:Maden suyu

Acışmak:Canı yanmak, acımak.

Açacak:Kalemtraş.

Adam:Koca ,eş.

Afgurmak:Boş boş konuşmak,havlamak.

Aga:Büyük ağabey, kardeş.

Agacuk:Küçük çocuklara söylenen bir hitap şekli.

Ağaç çakalı:Sincap.

Ağasar:Ağasar Deresi vadisine halk arasında verilen isim.

Ağaşak(Baştaki a uzun söylenir):İp eğirirken ereceğin ucuna takılan, koni şeklinde , ağaçtan yapılan araç.

Ağ palak(Ğ söylenmeden baştaki a uzun söylenir):Akciğer.

Ağu:1-Zehir. 2-Yörede yetişen pembe çiçekli ,çalı şeklinde bitki.Orman gülü ,komar .

Aha:1-İşte burada 2-Bir insanı cimriliğini anlatırken kullanılan ve elin yumruk yapılıp karşıdakine gösterilmesiyle beraber söylenen sözcük.

Ahrayn:Tonyalılar’a yörede verilen isim.

Ahrında:Sonunda.

Akşamcak:Akşamleyin.

Akuru:Düz yol.

Alaca:

Ala corap:Yörede yapılan çok renkli ve nakışlı çorap çeşidi.

Alamuk:Bulutların arasında güneş çıkması.

Ala pakla:Tanesi siyah beyaz olan fasulye cinsi.

Al aşağı: Horonda bir figür

Alemit:İp kelebini yumak haline getirmede kullanılan, dönebilen bir araç.

Aleni:Açıkta ,ortada yapılan iş.

Aletirik:1-Elektrik. 2-El feneri.

Alışmak:1-Tutşmak ,yanmaya başlamak. 2-Bir yer ya da olayı benimseyip kabullenmek.

Aluç dikeni:Alıç.

Amarat:Araç.

Anakenar:Yenen bir mantar çeşidi.

Analık:Üvey anne.

Anca:Şimdi.

Andır:Bir kızma sözcüğü.

Andır galsın:Olmaz olsun anlamında bir kızma sözcüğü.

Anıl cemberi(N genizden çıkar):Alına sarık şeklinde sarılan başörtüsü.

Anmak(N genizden çıkarılır):Birisini ya da bir olayı konuşmak.

Annak:Görülebilecek yer.

Annaklamak:Bakmak.

Anuk:Nane.

Apakuru:Dümdüz yol.

Ara(Ora ,ura şeklinde de söylenir):Erkekler için kullanılan bir hitap sözü.

Ar etmek:Utanmak.

Argaç:Yörede dokuma yapılırken kullanılan atkı ipi.

Argış:Yük taşırken bir seferde götürmeyip belli yerlere taşıyıp yığmak, yüküğ birkaç şeferde taşımak.

Arma:Bel ve göğse takılan fişeklik.

Arpa otu:Bir çayır otu çeşidi.

Aruk:Zayıf.

Aşak(Birinci a uzun, ikinci a kısa söylenir):İp eğirmekte kullanılan ereceğin ucuna takılan , koni şeklinde ,ortası delik ,ağaçtan yapılan araç.

Aşana:Eski evlerde mutfak ve oturma odası olarak kullanılan bölümde tahta üstü.

Aşgar:Başında beyaz lekeler olan .

Aşlamak:1-Su katmak. 2-Aşılamak. 3-Eski çorapları örerek tamir etmek.

Atiş almıya gelmek:Bir yerde otururken acele etmek.

Atişlik:Eski evlerde ateş yakılan bölüm.

Atma cember:Başörtüsünün bütün şeklinde başa atılıp kenarlarının çene altından dolaşıp başın üst tarafında yana gelecek şekilde  bağlama şekli.

Atma türkü:Bir anda, akla gelen şekilde söylenen yöresel türkü.

Attım atmak:Oyunlarda takımlar arasında oyuncu paylaşma yöntemi.

Avara:İşsiz, boş.

Avara etmek:İşini yapmasına engel olmak.

Avlanmak:Zehirlenmek.

Avuz:İnek doğurduktan sonra ilk sağılan süt ve bu sütten yapılan bir yiecek.

Ayakçağu:El ve ayak yıkamada kullanılan, ortası dar ve çukur ,kenarları geniş kap.

Ayakdaş:Birlikte yolculuk edilen kişi.

Ayakkabı:Kadın donu. Özellikle alışveriş sırasında kullanılan bir terimdir.

Ayaklanmak:Gitmeye hazırlanmak.

Ayam:Hava durumu.

Ayaklamak:Ayağıyla karıştırmak.

Ayaklanmak:Gitmeye hazırlanmak.

Ayı kulağı:Geniş yapraklı ve soğanlı bir bitki.

Ayıtlamak:Ayıklamak.

B

Baca:Eski evlerde aydınlatmak amacıyla kullanılan evin üzerindeki delik.

Baca sırığı:Eski evlerde aydınlatmada kullanılan bacaların kapaklarını açıp kapamada kullanılan uzun çubuk.

Baçca:Bahçe

Bağa:Bana

Bağlanmak:Cinsel ilişkiye girememek.

Bakagene:Bakarak.

Bakıraç:İçinde yoğurt, süt, sulu yemekler taşınan bakırdan yapılmış ,kapaklı ,tutmak için sapı olan küçük kap

Baldıran:Parçalı ve geniş yapraklı, yemeği de yapılan bir bitki.

Balkan:Sık orman.

Bardabaş:Dedikodu yaparak insanları birbirine katan kiş.

Bartin:Pis kokan 20-30 cm kadar boylanabilen bir bitki. Yaş olarak hayvanlara yedirilirse zehirler.

Basma:Birsini etki ile hasta etmek.

Basıklık:Hastalık.

Başak etmek:Fındıklar toplandıktan sonra geride kalanları toplamak.

Bat:1-Yaylalarda etrafı çevrili küçük çayırlık. 2-Ağıl.

Batlıcan:Domates.

Bayak:Biraz önce, demin.

Baytar:Veteriner.

Bazarlık:1-Pazar yari. 2-Yayla şenliği.

Behlemek:Sahiplenmek.

Bek:1-Hızlı. 2’-Sağlam,sert, katı.

Bekitmek:Hızla vurmak.

Bel bağı:Kuşağın altından görülecek şekilde bele bağlanan ,ince  ,parlak renkli ,ucu püsküllü bir aksesuar.

Belleme:Tarlayı bel ile işleme.

Besmella:Belikli.

Beş daş: Beş taş oyunu.

Bezirgan aşı:Tereyağlı suyun içine mısır ekmeği doğranarak yapılan bir yemek.

Bıldır:Geçen yıl.

Bıyıl:Bu yıl.

Bızıklamak(Cıdıklamak da denir):Aniden koşmaya başlamak.

Bibi:Hala.

Bile:Beraber, birlikte

Bileki:İçinde mısır ekmeği pişirilen taş kap.

Birelik:Yayla evlerinde yatmak için kullanılan bölüm.

Bişi:1-Yufka. 2-Yufkanın saçta pişirildikten sonra yağlı ve şekerli suyla ıslatılmasıyla yapılan bir hamur işi.

Bitike:Küçük, az.

Biyan:Bu taraf.

Biyanki:Bu taraftaki.

Boğuşmak(Söylenirken ğ ve u söylenmez,o uzun söylenir):Uğraşmak,çalışmak.

Boran:Rüzgar, şimşek ve gök gürültüsü ile ortaya çıkan yağışlı hava olayı.

Bostan:Salatalık, hıyar.

Boz:Köknar

Böcük:Böcek.

Bökelemek:Ayakta durmak.

Bucaklık:Evin mutfak kısmı.

Burmalı:Kol böreği.

Bulaşık:İnsanları birbirine takan ,aralarını bozan kişi.

Buymak: Çok üşümek.

Bürük:Bir sarmaşık çeşidi, yabani kahkaha çiçeği.

Büşürmek:Pişirmek.

Büzük:Küfrederken kullanılan kadın cinsel organı anlamında bir kelime.

.C

Cablama:İnce uzun tahta.

Caht etmek:Azmetmek.

Cahra:Kendir iplerinden dokuma yapılırken kullanılan tezgahın parçalarından birisi.

Camadan:Sırt çantası.

Cam ışığı:Gaz lambası.

Canavar:Kurt anlamında kullanılır.

Canına getsin:Birisine su veya yemek verilmesi durumunda ölülerin ruhuna faydalı olması düşüncesi ile yapılan bir dua.

Caydak:Sade.

Caymak:Vazgeçmek.

Cazu:Cadı.

Celep:1-Satılmak için toplanan hayvan. 2-Bu işle uğraşan kişi.

Cember:Baş örtüsü.

Cenik:Deniz kenarı.

Ceyran:Elektrik.

Cıdık:Kuş tuzağı.

Cıdık atmak:Gezmek.

Cığmak(I uzun söylenir):Kedi vb. hayvanların tırnağı.

Cığmaklamak(I uzun söylenir):Tırnağıyla çizmek.

Cıngan:Çingene

Cıpsu:Yağmurda iyice ıslanmış.

Cırıtla:Mayalı ve sulu hamurdan yağda kızartılarak hazırlanan bir hamur işi çeşidi.

Cıvata:Vida

Cicik:Meme

Cinek:İnce çayır otu.

Coharlamak:Yayladan geldikten sonra yaş fındık vb. meyveleri yiyerek zehirlenmek.

Comaat:1-Topluluk. 2-Bir sorunu halletmek için toplanmış insan grubu.

Coşkun:Eğlenmeyi, oynmayı seven kişi.

Cöğüz(Ö uzun söylenir):Ceviz

Cumbuşlu:Eğlenceli, komik.

Cücük:Civciv.

Ç

Çadar:Kurutulmak için asılmış mısır koçanı.

Çağarmak:Çağırmak, davet etmek.

Çağman(Ğ söylenmeden a uzun olarak söylenir):Yaprakları çınara benzeyen , kalın gövdeli bir ağaç cinsi.

Çakıldak: Çiçekleri henüz dökülmüş, daha büyümemiş kiraz, erik gibi meyveler.

Çalı çilek:Dallarından süpürge olarak da yararlanılan, siyah küçük meyveleri yenen, birkaç metre boylanan bir çalı bitkisi.

Çalpara:Geniş ve yayvan tencere.

Çangal:Ot yığmak için kullanılan dallı ağaç .

Çapan:Kuşağın kenarlarına dikilen bir dokuma çeşidi.

Çapula:Ayakkabı.

Çaput:Eski bez parçası.

Çapmak:Uğraşmak ,çalışmak.

Çapula:Ayakkabı.

Çatal böceği:Özellikle fındıklarda bulunan ince ve uzun ,çok bacaklı bir böcek.

Çayan:Yengeç ,istakoz türü su böcekleri.

Çaynık:Çaydanlık, demlik.

Çebiç:Bir yaşında keçi yavrusu.

Çekme:Kızı zorla, isteği olmadan kaçırmak.

Çekmen:Yağmurda ıslanmamak için sırta alınan ve kıldan dokunarak yapılan giysi.

Çelik:1-Çelik çomak oyunu. 2-Sığırların bağlanması sırasında urgana takılan küçük odun parçası.

Çenti:sırt çantası.

Çentik: Yöresel olarak dokunp yapılan çanta.

Çığrmak:Yüksek sesle bağırıp ağlamak.

Çıngıl:1-Küçük ve seyrek taneli üzüm vb. meyve salkımı. 2-Gelinlere takılan gümüş takı. 3-Ağaç çekmeye yarayan demir çivi.

Çıpara:Bir tür eğrelti otu.

Çırakman:Gaz lambasının takıldığı bir eşya.

Çıtıl:İnce dallar çok fazla olan ağaç ya da ağaççık.

Çıtıruk:Küçük yapraklı ,çatlak kabuklu bir ağaç çeşidi.

Çıtlak:Kor halindeki küçük ateş parçası.

Çiften:Pembe çiçekli, sonbaharda açan bir çiğdem çeşidi.

Çillenmek:Patates ya da çeşitli tohumların çimlenmesi.

Çimmek:Yıkanmak, banyo yapmak.

Çise:İnce yağmur.

Çit:1-Mısır tanelerini koçandan ayırmak için kullanılan ,ince çubuklardan örülerek yapılan bir araç. 2-Tohumun üzerini örtmek için kullanılan ince çubuktan yapılan bir araç.

Çitlik:Kaburga.

Çivi:Mısırı dış kabuğundan ayırmada kullanılan ucu sivri odun parçası.

Çivit:Çekirdek.

Çoğrumak:Sakinleşmek.

Çokmak:Bir araya toplanarak beklemek.

Çokluk:1-Kalabalık. 2- Kadırga şenliği sırasında obalardan gelen gruplar.

Çorlanmak:1-Bir yerin yaşayan kimse kalmayıp harabe haline gelmesi. 2-Kızınca yat aşağı anlamında kullanılan bir sözcük.

Çort: Dikenli çalılık.

Çöğür:Mısır sapı.

Çömen:Kurutulmak için yığılmış mısır sapı.

Çöpür:Keçi kılı.

Çörek:Sulu ve mayalı hamurdan yapılarak sacda bir hamur işi çeşidi.

Çörelemek:Oyalanmak.

Çöğür(Ö uzun söylenir):Toprakta kalmış mısır sapı.

Çömen:Yığın yağılmış mısır sapı.

Çöşke:Göbekli, şişman kişi.

Çöten:İçine mısır konulan ince çubuk veya tahtadan yapılan ambar.

Çötüre:Büyük ve geniş sepet.

Çul:1-Genellikle kıldan yapılan dokuma. 2-Yöresel olarak battaniye  ve örtü olarak kullanılan bir dokuma çeşidi. 3-Mısır koçanlarında sarı tanelerin arasında olan siyah renkli taneler.

Çürük ayı:Orak ayı, 14 temmuz 13 ağustos arası.

 

D

Dağan:İpten dokumalar yapılan yer tazgahında iplerin gergin durmasını sağlayan üç tane dalın uçlarının bağlanmasıyla yapılan

araç

Dalak:Bal peteği.

Dalamak:Kedi köpek gibi hayvanların ısırması.

Dalaşmak:Kedi, köpek gibi hayvanların birbiriyle kavga etmesi.

Dalevera:Hile, kurnazlık.

Dallamak:Hırsızlık etmek.

Dalmak:Bir kıza isteği dokunmak, sarılmak.

Damar otu:Kan kesen otu da denen yayvan, 10 15 cm kadar büyüyebilen bir bitki.

Dana:1 yaşına kadar olan sığır yavrusu.

Dana boğan(Dana gıran da denir):Çöpleme . Dalları eskiden hasta olan buzağıların bğazlarında delik açmak için kullanılırmış.

Darı:Mısır

Daraklik(İ uzatılarak söylenir):Uzun ve beyaz gövdeli, yaprakları tırtıllı bir ağaç türü, Akçaağaç.