|
DÜĞÜNLERİMİZ
Bu sefer ki konum, eskiden
yapılan düğünlerimiz.
Kendi çocukluğumda olan fazla
değişime uğramamış şekliyle anlatmaya çalışacağım düğünlerimizi.
Artık unutulmaya yüz tutmuş olan bu geleneğimizi gelecek nesillere
aktarmak beni mutlu edecek. Bu da bu site sayesinde olacaktır.
Siteyi hazırlayanlara ve destek olanlara tekrar teşekkürler.
Türkelli’de düğün geleneklerinin
epeyce değişikliğe uğradığını özellikle orta yaşın üzerinde olanlar
iyi bilecekleridir. Ben burada otuz kırk yıl önceki düğünlerden
örnek vermek istiyorum.
Eskiden düğünler üç gün sürerdi.
Cumartesi “şenlik günü” şenlik günü
denilen günün akşamı “kına gecesi” (gece düğünü) yapılır, Pazar
günü asıl düğün, yani “gelin alma” yapılırdı. Pazartesi günü ise
“gelin bakma” ya da “oda bakma günü” olarak anılırdı.
Birinci gün:
Cumartesi sabahı erkenden düğün
evinde yemek hazırlıkları başlardı. Köyde aşçılık yapan kadınlar
toplanır, çeşitli yemekler pişirirlerdi. Pişirilen yemekle
genellikle çorba, karalahana sarması, yahni (et yemeği), kuru
fasulye ve taze fasulye yemeği idi. Tatlı olarak sütlaç, yufka
tatlısı ya da lokma çeşitleri olurdu.
Bu arada mahallenin genç kızları
düğün evinde toplanıp şenlik (düğün) çağırmak için toplanırlar.
Düğün sahibi tarafından, ikişerli ya da üçerli gruplar halinde köyün
mahallelerine gönderilirler ve şenlik çağırırlardı. Bu iş için
kızlar en güzel giysilerini kuşanırlar ve her evi tek tek
dolaşırlardı.
Benim bu şenlik çağırma ile küçük
bir anım var: Rahmetli Emanetûn Mehmet’in şenliğini çağırmak için
diğer arkadaşlarla Kızılçukur ve Aruz köylerine gittik. Çağırma
işini bitirdikten sonra köyde, Güvende suyunun üst tarafında, şimdi
artık kullanılmayan Gedik Ali suyunun yanından hızla inerken, yolun
kıyısındaki derin kanala tepe üstü düştüm. O zaman canımın
acımasından çok şenlik çağırmak için giydiğim yeni alınan fosfor
yeşili hırkamın kirlenmesi beni üzmüştü.
Kız tarafında gelinin arkadaşları
ve akrabaları daha önceden hazırlanan bohçalanmış çeyizleri erkek
evine götürüp oda donatmak için toplanırlardı.
Erkek evinden birkaç kişi pişen
yemeklerden alıp kız evine çeyiz almaya giderlerdi. Eğer kızın
eşyaları varsa taşımak için eskiden at getirilirmiş, sonraları atın
yerini araba aldı. At ya da araba yoksa yatak, yorgan gibi eşyalar
sırtta taşınırdı.
Erkek evinden gelenler, çeyiz
sandığının üstüne oturan kızın bir yakınını (kardeşi ya da yeğeni)
bahşiş verip kaldırır, ondan sonra herkes eline birer bohça alarak
kız evinden çeyizleri erkek evine götürürlerdi. Erkek evine
getirilen eşyalar, hangi oda donatılacaksa o odaya yerleştirilirdi.
0da donatma, gelinin karyolasının
düzenlemesi ve yaptığı el işi çeyizlerin duvarlar ile tavana
çaprazlama gerilen iplere serilmesi şeklinde olurdu.
Donatma işi bittiğinde damat çağrılır,
oda ona teslim edilirdi. Damat odayı teslim edene bahşiş verir,
kurulan sofralarda çeyizi getiren, donatan kişilere yemek sunulurdu.
Ayrıca ev sahibinin hazırladığı zarflarda bohça taşıyanlara da
bahşiş verilir, orda bulunan yaşlı kadınların başına ise hediye
olarak kızın çeyizinden boncuk oyalı tülbentler sarılırdı.
Bu işler olurken
köyün diğer kadınları, erkek evine ziyarete gelir, süt, mısır,
fasulye, patates, lahana gibi düğün evinde lazım olacak erzakı
getirirler, yemeklerini yer ve giderlerdi.
Gece Düğünü / Kına Gecesi:
Akşam saat altı-yedi gibi düğün nerede
olacaksa orada toplanılır. Düğün sahibinin durumuna göre kemençe,
davul-zurna ve diğer başka çalgı aletleri ile geç saatlere kadar
oyunlar oynanır, horon tepilirdi. Kız evinin isteğine göre kına
gecesi nerede olacaksa, kız evinde veya düğün yerinde olabilir. kına
türküsü söyleyecek kadınlar, kemence çalan kişi oraya giderdi. Kına
türküleri eşliğinde gelin oturtulur, kına yoğrulurdu. Gelin elini
kına koymak için vermez, büyüklerini ister, onların rızasını alır ve
bundan sonra kına koyulması için elini verirdi. Gelinin avucunun
içine demir para konulur (şimdi altın konuluyor) ve kınası
yakılırdı.
Kına türküsünden birkaç
mani;
|
Ayşem nerden geliyon yayladan
Bende seni tanımadım
Aman da baygın Ayşem
Boğazında paradan
|
Ayşem nerden geliyon bahçeden
Bende seni tanımadım
Aman da baygın Ayşem
Elindeki bohçadan
|
Kına türkülerini ayrıca
yazacağım.
İkinci Gün:
Düğün günü genç delikanlılar
toplanır, düğün sahibinin gönderdiği mahallelerdeki evlere düğün
çağırırlardı. Fakat bu zamanla unutuldu (birinci gün çağırılan
şenlik yeterli görüldü herhalde).
Köyün kadın aşçıları (pavutçu)
gelir, komşu kadınlarla imece usulü hep beraber yardımlaşarak yine
yemekler hazırlanırdı.
Bu arada gelin giydirilir ve
süslenirdi (önceleri bu işi de köyde kadınlar yapardı, şimdi gelin
kuaföre gidiyor ve düğün saatinde köye dönüyor). Daha sonra erkek
tarafında toplanan köylüler hep beraber kız evine gelini almaya
giderler, silah atarak geldiklerini haber verirlerdi. Daha
eskilerden köyün yaşlıları da gider, gelini evden ilahi okuyarak
çıkarırlarmış. Düğün alayı kız evinin kapısına gelince kapı gelinin
bir yakını tarafından kilitlenir, bahşiş verilerek kapı açtırılırdı.
Bu arada gelinin erkek kardeşi
gelinin beline kuşak çevirir ve kurdele (köyde “a” uzun olarak
“kurdâle” denilir) bağlardı. Gelin, ailesi ile görüşüp kucaklaşır,
evden ayrılmaya hazırlanan gelinin kollarına iki kişi girerdi.
Gelinin koluna giren kişiler geline nerede duracağını, nereden
bahşiş alınacağını söyleyerek yol boyunca geline eşlik ederlerdi.
Buna göre evden çıkışta, yolda, köprü ve engebeli yerlerde gelini
durdurup “gelin geçemiyor ya da çıkamıyor” derler, erkek tarafından
kayınpeder, amca, dayı gibi yakın akrabaların geline bahşiş vererek
geçmesini sağlarlardı. Şimdi bunun yerini düğünlerde takı töreni
aldı. Herkes hediyesini takı töreninde veriyor.
Damat gelini yolda karşılar, teslim
alırdı.
Gelin evin kapısına gelince damadın
annesi gelir ve geline ahırdaki ineği bağışladığını söyler, damadın
babası da bir tarla bağışlar bahşişini verirdi.
Gelin eve girmeden önce eşiğe bir tas su
bırakılır ve kapıya kırmızı bir ip bağlanırdı. Gelin eşikten
geçerken bir tekmeyle suyu devirir ve eliyle kırmızı ipi koparırdı.
Bu “her işi su gibi olsun” ve “her zorluğu yensin” anlamlarına
gelirdi. Bu sırada gelinin başından aşağıya toz seker dökülürdü. Bu
da “şeker gibi tatlı olsun” anlamına gelirdi. Eşiği aştıktan sonra
gelin kendisi için hazırlanan gelin odasına girerdi. Böylece
davetliler için ikinci günde bitmiş olur, herkes yavaşça dağılırdı.
Daha sonra imam ya da hoca gelir, imam
nikahı kıyılır, nikah yemeği yenilirdi. Gece olunca damat iki el
silah atar, bu da damat olduğunun işareti sayılırdı.
Ertesi
gün öğleden sonra yine bilhassa kadınlar toplanır, gelinin çeyizi
bakılır, ne işlemiş ne dokumuş incelenirdi. Kemence eşliğinde
horonlar oynanır, kemence yoksa düdük çalınır, o da yoksa bir kişi
ağzı ile türkü söyler ve böylece eğlenilirdi.
Üşlük (Üçlük):
Üç gün sonra kız evinde yemekler
hazırlanır, gelin baba evine davet edilirdi. Erkek evinden
akrabalarla birlikte kız evine gidilirdi. Damat eve girmez küser,
kayınvalide önceden hazırladığı hediyesini damada vererek damadı eve
alırdı. Sofralar kurulur, damat arkadaşları ile aynı sofraya oturur,
yemekler yenirdi. Yemek bitince damat sofrada boş tepsiyi ters
çevirir altına bahşiş koyardı. Bu arada sofradan kaşık çalınır,
saklanırdı. Yemek sonunda damadın oturduğu sofraya mendil dağıtılır,
sohbetler edilirdi. Gelin baba evinde bırakılırdı (sonradan bu da
değişti, şimdi gelin babasının evinde kalmıyor).
Evden çıkarken damat ayakkabısını
bulamaz, çünkü saklanmıştır. Önceden tedbir alıp kendisi saklamazsa
emanet ayakkabı ile kendi evine geri giderdi.
Ertesi gün kahvaltıya birkaç kişi gelini
almak için gelir, kahvaltıdan sonra gelini alıp damadın evine
giderlerdi.
Böylece bir düğün de sona ermiş olurdu.
Bildiğim kadarıyla anlatmaya çalıştığım,
daha doğrusu yaşadıklarımdan bir kesit olan bu yazdıklarımın
sitemize bir katkısı olur umudundayım.
Güler İpek (16 Mart 2008) |