|
|
|
E Ğ İ T İ M
 |
|
|
TÜRKELLİ EĞİTİM
GÖNÜLLÜLERİ |
|
Türkelli Eğitim Gönüllüleri,
yüksek öğrenim gençliğimize
yönelik çalışmalar yapmaktadır.
Türkelli
Eğitim Gönüllülerince,
üniversitelilerimize yapılan destek sürmektedir...
Başarı dileyerek...
|
|
|
|
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİMİZ -2009 |
- Şener YENİGÜN (Muhammet
oğ) Dumlupınar Ü. İnşaat Falk. 3. sınıf
|
- Elif DİŞLİ (Tevfik
kızı) - İÜ Fen Fak. İSTANBUL
|
- Tuğçe
ÖZTÜRK (Mustafa kızı) - MÜ İşletme Fak - İSTANBUL
|
-
Ali Başar EMİROĞLU
(Durmuş oğlu)
- Ege Ü. Edb.Fak.Türk Dili Edebiyatı bölümü - İZMİR
|
- Hazal
TOPAL (Hüseyin kızı) - KTÜ - İkt.ve idari bilimler
fak.Kamu yön. böl. - TRABZON
|
-
Fatma Nur AKGÜN
(Mehmet kızı) - Uludağ
Üniversitesi Hukuk Fakültesi - BURSA
|
- Alican SAĞLAM (Ahmet
oğlu) - Çanakkale M.Y.O - Mekatronik Böl. - ÇANAKKALE
|
- Kübra ALGAN (Şenol kızı) - Selçuk Ü. Bilgisayar
Teknolojisi ve P. - KONYA
|
|
|
Okulumuzdan... |

Türkelli İlköğretim okulu
sessizce bekliyor.
Fotograf
sergisi açtığımız 16 Temmuz 2008 de camlarını yenilemiştik, Hasan
Hüseyin Algan Belediye Başkanı iken.
Şimdi 16 Temmuz
2009 da yeniden baktık sakin yüzüne okulumuzun. Bir şeyi bekliyor sanki.
Sanki ziller yeniden çalınacak ve sanki yeni öğrencileri gelecek,
çığlıkları ile çınlatacak bahçeyi, koridorları...Gerçekleşebilir mi
acaba?
Bir
yıldır, parka bakan pencerelerden iki cam kırılmış. Buradan yola
çıkarak, söyleyebiliriz. Türkelli çocukları okullarını seviyor,
camlarını da kırmıyor. Olanlar kötü rastlantılardır...
Bir müjde gibi...2010 'da.... Okulumuzda
öğretim yapılıyor
|
|
NOT:
2007- 2008
ders yılında öğrenci azlığı
nedeniyle, TÜRKELLİ İLKÖĞRETİM OKULU
KAPATILMIŞTIR.
|
|
eski okul
Türkelli
İlköğretim Okulu 80 yıllık
yaşamında, her an birlikte
olduğu çocukların çığlıklarını
artık duyamayacak.Her zorluğa
göğüs gererek
varlığını sürdürmüştü. Ne
öğretmenler ile ne öğrenciler
geçti bu sürede. Nerelere uzadı
başarıları.
Ama, 2006 / 2007 ders yılında
aldığımız aşağıdaki görüntüler,
okulumuzun son öğrencileri oldu.
Gidenin arkasından söylenecek
söz var elbette. Ancak içimiz
acırken, şapkamızı önümüze
koyarak sorumluluklarımızı
anımsıyoruz, başaramadıklarımız
boynumuzu büküyor.
Göçün nedenlerini yeniden
düşünüyoruz. Sermayenin bizi
kentlere doldurup, tarlalarımıza
ekecek ürünümüzü
sınırlandırmasının,
hayvancılığımızın bitirilmesinin
ardından, açtığı kocaman
marketleri hangi ülkenin
ürünleri ile doldurduğunu
düşündük. Bunun adının nasıl bir
yurtseverlik olduğunu da
düşündük tabi...Kentlere dolunca
evler yetmedi de, size ev
yapıyoruz diye, bu yurdun çirkin beton
yığınına döndürülmesinin kimlere
kazanç kapısı olduğunu da...
Ekmek için düştük yollara,
bunları farkedemedik
ki...Okulumuzun kapatıldığını
bile geç duyduk...Her şeyde geç
mi kalacağız?
Okulumuzda geçen eski
günlerimiz geçiyor gözlerimizin
önünden,
kapatsak da, elde değil...M. HEKİMOĞLU 1. sınıf
dersliğinde kırık dökük taban
tahtaları arasında ders veriyor.
Osman SAĞLAM marangoz, bu taban
tahtalarını onarıyor. Az sonra
teneffüs olacak, bahçedeki
kamelyanın havuzunun çevresini
koşarak döneceğiz...
|
|
Buralar boş şimdi, çocuk sesleri
yok... |
 |
|

|
 |
 |
 |
 |
 |
|
|
TÜRKELLİ BELDESİ EĞİTİM ÖĞRETİM
TARİHÇESİ |
|
Oğuz Köyü olarak eğitim öğretimin
tarihsel başlangıcı kesin olarak
bilinmemektedir. Ancak kalıntılar
ve söylenti olarak köyümüzde bir
medresenin varlığı bilinmektedir.
1327(1911) tarihinde medresede
çalışan eğitim görevlisi
kayıtlarının incelenmesinden
anlaşılmıştır. Aynı yıllarda sözü
edilen medresede eğitim görmüş
kişiler bulunmaktadır. Mehmet İPEK
(Emniyet Amiri ) gibi...
1927 Tarihinde Oğuz İlk
Mektebi olarak Eğitim Öğretime
Başlamış olup 1942 tarihine kadar,
üç yıllık
İlk
Mektep olarak mezunlarını
vermiştir. Buradan mezun olan
öğrenciler Eynesil ve
Beşikdüzü’nde 5 yıllık
diplomalarını almışlardır.
1941-1942 Eğitim Öğretim
Yılında 5 yıllık mezununu vererek
eğitim öğretimini sürdürmektedir.
Beldemizde Ortaokul,
1972-1973 eğitim öğretim yılında
başlamış, kesintisiz
olarak,1992-1993 eğitim öğretim
yılına kadar devam ettirmiştir. Aynı
öğretim yılında var olan ilkokul
ile birleştirilmiştir.
İlköğretim
Okulu olarak eğitim öğretimini
devam ettirmektedir.
Mehmet Can AYDIN
(Em Öğrt)
Bir bilgi Nural Emiroğlu'ndan geldi:
Türkelli Ortaokulu. Yıl:1972
Türkelli Ortaokulu, bu günkü Merkez Caminin karşısındaki binada 1972 yılında
kurulmuştur.
Müdür Mustafa Akyüz (fen bil.öğrt), Md.Yrd. Hüseyin Beşler (tarih öğrt) idi.
Diğer derslerin öğretmenleri yoktu ve ilkokuldan öğretmenlerimizce
tamamlanıyordu. Gürol Emiroğlu- matematik, Ulaş İpek-resim, Erdinç Kalay-fransızca,
Ali Osman Kırcı-müzik,
Ali
Özdemir (şef) türkçe, Mehmet Kalaycı-coğrafya derslerini geliyorlardı.
Okulumuzda
diğer görevliler de vardı; yazıcı-Mehmet Kalaycı (ince), hizmetli- Hasan
İpek (keleşin) idi.
Okulun ilk mezunlarıyız: 1975
|
 |
Bizler bu fotograftaki
arkadaşlarla 07.08.2010 günü OĞUZ BELDESİ' nde buluşabildik:
Nural Emiroğlu, Ömer Kurt, Hüseyin Aksoy, Muhammet Kırmızıkan, Remziye
Yenigün, Ramazan Dadandı, Salih Zeki Uzunboy, Arslan Özdemir, Arslan
Turan, Muhammet Yenigün, |
 |
| |
|
Ağaçlandırma
|
|
|
|
 |
Okulumuzun yöresindeki
ağaçlandırma çalışmaları çok güzel sonuç vermiş ve değişik ağaç
türlerinin zenginliği okulumuzun görünümünü de zenginleştirmiştir.
Ağaçlandırma çalışmalarına katılan ve aynı zamanda okulumuzda sınıf
öğretmenliği ile Md.Yardımcılığı da yapan Emekli öğretmen Nevzat YILMAZ'ı yakalayınca fotograf
çekme isteğimizi kırmadı,
sağolsun. 12.05.2007 O arada kısaca olsa da
bizi bilgilendirerek,
ağaçlandırma çalışmalarına çok
kişinin emeği geçtiğini, o
kişilere teşekkür etmek
gerektiğini söyledi. |
 |
|
|
Türkelli İlköğretim Okulu
Bilgileri |
|
OKULUN ADI:
TÜRKELLİ İLKÖGRETİM OKULU
ÖNCEKİ İSİMLERİ:
OGUZ İLK
MEKTEBİ, OGUZ İLKOKULU, TÜRKELLİ İLKOKULU,
TÜRKELLİ
İLKÖGRETİM OKULU
OKULUN BULUNDUGU YER:
TÜRKELLİ
BELDESİ
OKULUN ADRESİ :
Türkelli
Beldesi Beşikdüzü -TRABZON
OKULUN ÖZELLİĞİ:
Okulumuz
gündüzlü, normal, karma eğitim vermekte olup, 8 yıllıktır. 8
tane sınıf bulunmaktadır.
Ayrıca
bünyesinde ana sınıfı bulunmaktadır. Okulumuz ana sınıfı 2004-2005
eğitim öğretim yılında 10 öğrenci ile açıldı. Eğitim sürmektedir.
ARSANIN YERİ:
HAZİNE
MALI OLARAK 5600 M2 . OKUL BİNASININ ALANI : 425 M2
|
|
ÖĞRETMENLERİMİZ
(Mehmet Can AYDIN hazırladı)
|
CUMHURİYET ÖNCESİ OĞUZ MEKTEBİ ÖĞRETMENLERİ (Medrese)
Katırcu Hafız Hüseyin Avni -1327 (1911)
Kahyalu Hafız
Efendi -1329 (1913)
Hafız
Mehmet Hamdi (YENİGÜN)-1925
|
|
OĞUZ İLK MEKTEBİ ÖĞRETMENLERİ
|
|
Ömer UZUN
1927
Hafız
Hüseyin İPEK 1928
Faik TOSUN
1930
Ömer ÖZDEMİR
1940
Mustafa
DİŞLİ (Başöğrt) 1949
Vehbi
UZUNBOY (Eğitmen) 1950
Ayşe CANDAŞ
1950
Osman
KARSLIOĞLU 1952
Hikmet
ATAMAN (Vekil Öğrt)
Tahsin SAYIN
(Vekil Öğrt)
Tahsin AKSOY
(Vekil Öğrt)
Ali BAYRAM
(Başöğrt) 1952
Mehmet
HEKİMOĞLU (Başöğrt)1953
Mehmet Demirci
1955
Şükriye
HEKİMOĞLU 1958
Ethem YENİGÜN
1961
Ulaş İPEK
(Müdür) 1961
Mehmet Ali
İPEK 1963
Emine ÖZDEMİR
1967
Osman İPEK
1968
Feridun DİŞLİ
1969
Ahmet AL 1969
M.Şenol
BARUTÇU 1969
Hayriye GÜRSOY
1970
Yusuf BALTA
1970
|
Ali Osman
KIRCI 1970
Kamil USTA
1970
H.Hüseyin
ALGAN 1971
Mehmet
KALAYCI 1972
Bedriye
Gültekin 1972
Fatma AYDIN
1972
Cevat ÖZKAN
1972
Gülperi ÖZKAN 1972
Emine KALAY
1973
Erdinç KALAY
1973
Ayşe AL 1976
Mehmet
ÖZTÜRK (Vekil Öğrt).
Ali ÖZDEMİR
(Vekil Öğrt.) 1976
Mucide CİNEL
1977
Mustafa YILDIZ
1978
Süheyla
ÇAKMAKOĞLU 1979
Ramazan BEKTAŞ
1979
Cihan BEKTAŞ
1979
Durmuş
EMİROĞLU 1980
Zekiye ATEŞ
1980
Feriha ŞAHİN
1980
Nevzat YILMAZ
1985
Ali ÖZDEMİR (Müdür
Vekili) 1987
Yaşar ARSLAN
1989
Ersin AYAZ
1990
Kazım İPEK
1990
|
|
|
BEŞİKDÜZÜ - TÜRKELLİ
İLKÖĞRETİM OKULU' nda GÖREV YAPMIŞ ÖĞRETMENLER
|
|
Adı ve Soyadı
|
Görevi |
Görev Tarihi |
|
|
Mehmet Can AYDIN
Türkçe Öğr. Okul Müdürü
1993 |
|
H.Hüseyin ALGAN
Sınıf Öğr. Müdür Yard.
|
|
Burhan ULU
Matematik
|
|
Yaşar GÜRSOY
Türkçe Öğretmeni
|
|
M.Ali DEMİRCİ
Fransızca
|
|
Sefer DEMİRCİ
Fen Bilgisi |
|
Kazım İPEK
Sınıf Öğretmeni |
|
Gülümser ÇAKMAK
Sınıf Öğretmeni |
|
Erol KARADENİZ Sınıf Öğretmeni Müdür Yard. |
|
Muhammet Kudu Sınıf Öğretmeni |
|
Mehmet HEKİMOĞLU Sınıf Öğretmeni |
|
Nevzat YILMAZ Sınıf Öğretmeni Müdür Yard |
|
Hüsnü ÇAKMAK Tarih Öğretmeni |
|
Mustafa YARIMBAŞ Sınıf Öğretmeni
1995 |
|
Aynur ERDEM Sınıf Öğretmeni
|
|
Sevinç YENİGÜN Sınıf Öğretmeni
1997 |
|
Cevdet USLU Sosyal Bil.
1998 |
|
Ergün SEZGİN Sınıf Öğretmeni |
|
İlknur KURT Sınıf Öğretmeni |
|
Selim BEKTAŞ Sınıf Öğretmeni
|
|
Cevdet AYVAZ Sınıf Öğretmeni
1999 |
|
Ali DOĞAN Fen Bilgisi
2000 |
|
Feyza İLHAN Matematik |
|
Nurgül YAZ Sosyal Bil. |
|
Arife ARPACIK Fen Bilgisi
2001 |
|
Murteza KIRAN Sınıf Öğretmeni Okul Müd
2005 |
|
Sinan TOZOĞLU Beden Eğitimi
2006 |
|
|
|
OKULUMUZUN AÇILIŞINDAN BU
YANA GÖREV YAPAN MÜDÜRLER |
|
HAFIZ
HÜSEYİN AVNİ: 1911-1914
HAFIZ
MEHMET HAMDİ: 1914-1927
HAFIZ
HÜSEYİN İPEK : 1927-1942
ÖMER
ÖZDEMİR: 1942-1946
TAHİR
SAYIL: 1946-1949
MUSTAFA
DİŞLİ: 1950-1978
ULAŞ İPEK:
1978-1985
ALİ
ÖZDEMİR: 1985-1992
MEHMET CAN
AYDIN : 1992-2004
NEVZAT
YILMAZ: 2004-2005
MURTEZA
KIRAN: 2005-………..okulu kapatan müdür: 2008
|
|
OKULUMUZ ÖĞRENCİLERİNİN
BAŞARILARI |
|
|
1993-1996-1998-1999-2000-2001-2002 yıllarında
halk oyunları İl
Birinciliği
kazandılar.
2004-2005
eğitim öğretim yılında, OKS sonucuna göre 3 öğrenci yerleştirildi.
|
|
Türkelli Köyü'nün ilk bayan
öğretmeni |
|

Emine ÖZDEMİR
(15.11.1943 - )
Türkelli Köyü'nde dünyaya
geldim. İlkokul 3. sınıfa kadar köyde yaşadım. İlkokul 4-5. sınıfını Beşikdüzü Merkez
İlkokulu’nda okudum. Ortaokulu aynı yerde tamamladım.
1959-1960 döneminde Erzurum Nene Hatun Öğretmen Okulu’nun
sınavlarını kazandım. Okul bitince Türkelli İlkokulu’na öğretmen
olarak atandım. 4 yıl çalıştım. 1969 yılında evlenip Çarşıbaşı
Kavaklı Köyü'ne atandım. 4 yıl da orada çalıştım. Oradan İstanbul
Eyüp Kocatepe İlköğretim Okulu’na atandım. Tam 22 yıl aynı okulda
çalıştım. Nihayet 1995 yılının Şubat sonu emekli oldum.
Bu zaman içerisinde her meslek grubundan öğrenci yetiştirdim.
Hepsi ile gurur duyuyorum. İlk mezun ettiğim
öğrencilerimle karşılaşıyorum. Bazıları emekli olmuş. Onlar benim
gurur kaynağım. Hele hele bunu hiç unutmayan Ahmet Turan’a tüm köyün
önünde teşekkürler ediyorum. Diğer öğrenci ve öğretmen
arkadaşlarımın tümüne hayatta başarı ve esenlikler diliyorum.
Türkelli köyünde ilk okuyan kız olarak gururluyum. Ben Türkelli
Köyü'ne öğretmen olarak atandıktan sonra, köyün bütün kız çocukları
okula yazıldı ve çoğu okudu. O yıllardan sonra artık kız öğrenciler
yüksek okullarda okumaya başladı. Benim de üç kızım var. Büyüğü doktor, küçükler
öğretmen.
Ben ilk oldum. Dilerim, sonsuza kadar devam eder.
Emine AKIN (ÖZDEMİR)
|
|
|
BİR EĞİTİM YAŞAMI : KÖY
ENSTİTÜLERİ |
|
KÖY ENSTİTÜLERİ Ve ÜRETKEN İNSAN YETİŞTİRMEK
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova
Üniversitesi, asportas@cu.edu.tr
Her Köy Enstitülerinin kutlama yıl
dönümünde ülkemizdeki eğitimin hedefleri ve bugünkü sorunları
gündeme gelmektedir. Neden ülkemiz hep eğitim sorunları ile
uğraşmakta ve bir türlü çözememektedir. 30 küsur yıl önce şikâyet
konusu ettiğimiz konuları şimdi yeniden konuşuyoruz hem de artan
sorunlar ile. Doğal olarak neden niçin sorunu çözemiyoruz, bir yerde
bir yanlış mı yapılıyor diye sormadan da olmuyor.
Geçen hafta Prof. Filiz KAMACIOĞLU,
uzun zamandır gözlediğim ve anlatmaya çalıştığım bir konuyu “Köy
Enstitülerinin Özlemle Anılması” başlıklı yazısında şöyle
açıklıyordu; “Yıllardır yaptığım gözlemlerden edindiğim izlenim,
birçok öğrencinin ve öğretim üyesinin kafalarının karışık olduğudur.
Çoğu insan, birçok bilgiyi ediniyor, çok konuşuyor ama iş yapabilme
güçleri çok az. Öğrenciler okul bitirmek için not peşinde koşuyor.
Öğretim elemanı da yalnız işini yapıyor. Öğrencinin eğitim süreci ne
yönde gelişiyor belli değil. Verilen formasyon bilgilendiriyor ama
geliştiriyor mu?” Sayın KAMACIOĞLU’nun tespiti ve sorusu sanırım
bugün ülkemizin teme sorunu. Bu sorunun temel nedeni bana göre soyut
düşünememek ve el becerisinin geliştirilememesidir.
Türkiye'nin Eğitim Sorunu Ciddi
Olarak Yeniden Tanımlanmalıdır
Prof. Filiz KAMACIOĞLU eğitimi şöyle
tanımlıyor; “bireye doğduğu andan itibaren hayatı boyunca etkisinden
kurtulamadığı bilgi, görgü, inanış ve davranışları kazandırdığımız
süreçtir. Amacı da algılaması gelişmiş, çağımızı anlayabilen, kendi
ayaklan üzerine basabilen, problem çözme yeteneği olan, demokratik
davranmayı öğrenmiş, doğruyu eğriyi görebilen, işini kendi duygu ve
menfaatine göre değil işin doğrusu ne ise ona göre yapabilen
bireyler yetiştirme olmalıdır”.
Maalesef bugün ki eğitim sistemimiz
sorun çözme yerine sınava endeksli durumdadır. Ne yazı ki üniversite
eğitim sistemimiz diploma ve sertifika alınması temline dayalıdır.
20 milyonluk genç öğrenci nüfusu ile bir çok ülkenin nüfusundan daha
fazla olan gençliğimizin geleceğe ilişkin hedef koyamaması, ne
yapacağını ve ne aradığının eğitim yolu ile kavranılamadığı
ülkelerin başında gelmektedir. Hayatında hiç üretici olmamış,
tersine tüketici ve aileye bağımlı hale gelmiştir. Çoğu genç eline
bir tornavida verilse bir vidayı sıkamayacak düzeydedir. Her yıl bir
milyonun üzerinde öğrencinin sınava hazırlandığı ülkemizde çoğu genç
hayatlarının en dinamik döneminde birkaç kez sınava girerek
başarısız olmanın verdiği rahatsızlıkla de-moralize olarak
istemediği işlerde zoraki çalışmak zorunda kalmaktadır ve çoğunlukla
da mutsuz yaşamaktadır.
Planlı Yaşamı Sağlayamadık
En önemlisi de bugün halen sağlamakta
zorluk çektiğimiz planlı yaşam gelmektedir. Ancak öğrendiğime göre
Enstitüde derslerin planlamasın ve uygulamasının öğretici ve
öğrenciler ile birlikte yapıldığı görülüyor. Prof. Filiz
KAMACIOĞLU’nun ifadesine göre “haftalık, aylık veya mevsimlik
çalışma planlan, her enstitünün özelliğine, işlerinin durumuna,
talebesinin seviye ve sayısına, öğretmenlerin özelliklerine, iş
alanlarının genişliğine göre yapılır ve tespit olunan hafta
sayısında ziraat, teknik ve kültür dersleri olarak uygulanmaktadır.
Bir diğer kazanımı ise hafta sonları ve ay sonunda etkinliklerin
tartışıldığı toplantılar gelmektedir. Tam bir demokratik katılımla
herkes görüşlerini açıklar.
Prof. Filiz KAMACIOĞLU’nun ifadesi
ile “son yıllarda çok revaçta olan çoklu zekâ kuramı, yaratıcı
öğretiler gibi projelere dayalı eğitim” ülkemizde uygulama alanı
bulmuştur. İnsanların iş yaparak eğitilmesi, algılarını
genişletecek, kendi ayakları üzerine basmalarını sağlayacak, öz
güvenlerini geliştirecek bir sistemin halen uygulanabilirliği
bulunmaktadır. Üniversitelerde çoklu zekâ kuramına uygun yaparak
öğrenme ve üretme modeli uygulanabilir. En azından meslek
okullarında uygulanabilir.
Enstitüler Vizyon Kazandırıyor
Ne zaman Türkiye'nin temel eğitim
sorunları gündeme gelse, aklıma acaba Köy Enstitüleri bir on yıl
daha kapatılmasaydı, her köyüne bir öğretmen kazandırsaydı bugün iyi
bir yerde olamaz mıydık düşüncesi gelmektedir. Köy Enstitülerinin
yerleşim haritasına bakıldığında ülkemizin her alanına dağıtılmış,
kuzeyini-güneyinden, doğusunu-batısından ayırmayan, eğitimde
bölgesel eşitliği sağlayan enstitüler ülkemize ciddi saygınlığı olan
bir eğitim sistemi ve değerli öğretmenler yetiştirmiştir. Kanaatim
şimdiki nesillerin çoğunluğu da o öğretmenlerin eserleridir.
Köy Enstitülerinden mezun çok az
sayıda kişi halen yaşıyor. Bunlarla konuştuğunuzda kişilerin halen
canlı, umutlu ve coşku içinde olduklarını görürsünüz. Burada verilen
eğitimin amacı ve yaratılmak istenen gelecek daha net anlaşılıyor.
Bilindiği gibi eğitimin amacı kişilerin zihnini açmak ve iyi insan
yetiştirmektedir. Bunu yarattığınız zaman geleceğe umutlu ve mutlu
üretken insanlar yetiştirirsiniz.
Doğal olarak eğitim aynı zamanda bir
sosyal yönlendirmedir. Yalnızca ders çalışmak değil aynı zamanda bir
bilinç de kazandırma ortamıdır.
Özellikle yüksek öğrenim kişiye;
1. İtiraz etmeyi öğretmeli
2. Soru sormayı
3. Dünyayı anlamayı
4. Yetişkin birey olmayı sağlamalıdır.
Ülkemiz gençliğinin en ciddi sorunu
yetişkin birey olma ve öz güven kazanma sorunudur. Sayın Prof. Dr.
Üstün Dökmen ve Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu sık sık TV ekranlarında ve
kitap yazarak birey olma, değerler ve kişilik gelişimini anlatmaya
çalışmaktadırlar. Yoğun bir ilginin olması sevindirici ancak ülke
olarak halen ciddi sorun yaşadığımızı genel tablodan görebiliyorum.
Farkına varılabilirlik ve değerler bütünlüğünün maalesef eğitim
sistemimiz tarafından sağlanmadığı görülüyor. En azında yaşana
gelişmeler ve toplumun tepkileri veya tepkisizliğinden eğitimin
evrensel düzeyde bir farkına varılabilirlik kazandırmadığı ortaya
çıkmaktadır.
Enstitü Sorumluluk Kazandırmaktadır
Tam da bu dönemde Köy Enstitülerinde
öğrenciye değer ve sorumluluk vermek eğitimin temel ilkesiydi.
Öğrencinin üç koyunu otlatmaya çıkarması ve akşam sağ selim geri
getirmesi en temel bir sorumluluk yüklemektir. Yaparak öğrenmek ve
yaparken zevk almak da eğitimin temel felsefesi ve zorunluluktur.
Tam bir demokratik yaşam biçimi öğretilmekte ve yaşatılmaktadır.
Okulun okul başkanı ve kol başkanları öğrenciler tarafından kendi
içinden seçilmektedir. Derslere katılım esastı.
O dönemde yayınlanan genelgelerde
“ders programının ve içeriğinin öğrencilerle birlikte hazırlanması
ve onların yaratıcılığına dayandırılması esastır” önerisi getirerek
öğrencilerin pasif katılım yerine aktif katılımın sağlanması
hedeflenmiştir. Her enstitüde derslerde bulunduğu bölgenin egemen
tarımına dayalı eğitim veriliyordu. Her dersin sonunda rapor
hazırlama ve sorumluluk yer almaktadır.
Enstitüler Coşkulu ve Mutlu
İnsanlar Yetiştirmiştir
O döneme ait resim ve
görüntülerde yaşam ortak alana katılım isteklendirici niteliktedir.
Eğlencelerde bile katılımcılık istenmektedir. Birlikte müzik yapmak,
halk oyunları oynamak, temsil vermek, o dönemde kızlı-erkekli
önemsenilen aktivitelerdir. Her gün müzik ile eğiteme başlayan
gençler üretiyor ve ürettiği ile mutludurlar.
"Sürer, eker biçeriz, güvenip ötesine,
Milletin her kazancı, milletin kesesine,
Toplandık baş çiftçinin, Atatürk'ün sesine,
Toprakla savaş için, ziraat cephesine. "
Ziraat Marşı daha çok tarımla
iştikal eden kesimi motive etmek için Behçet Kemal ÇAĞLAR tarafında
güfteleşmiştir. 10.Yıl Marşı’nın şairi olan Behçet Kemal Çağlar’ın
dizelerinde kişiye ürettiği ile gururlanma ve öz güven
verilmektedir.
Bugün bu heyecan yerini
umutsuzluğa ve kısa sürede bir başkasın önüne geçmeye yönelik günü
birlik hesaplara dönüşmüştür. Diğer tarafta heyecan yaratacak
kişilere de yer verilmiyor. Var olanlarında paçasından tutup aşağı
çekmeye çalışmaktayız. Bunun nedeni de yine üretken olmamaktan
kaynaklanıyor gibime geliyor.
Üretici Olmayan Hiçbir
Kişi ve Toplum Başarılı Olamaz.
Hayta öğrendiğiniz en büyük birikim
nedir? diye sorulursa cevabım, üretici olmaktır. Çevremde gördüğüm
bir çok sorunun temelinde de üretimsizliğe tabii nitelikli üretim ve
üretilenin hayata dönüştürülememesi gelmektedir.
Sayın KAMACIOĞLU’nun belirttiği
ülkemiz insanın çok konuşan iş yapmayan insanlarının üretici
olmaması beraberinde öz güveninin de gelişmesini engellemektedir.
Çevrenizde mutlaka gözlemişsinizdir, kendisi olmamış, kendi başına
üretmeyen, sorun çözemeyen hep başkasının söylemleri ile hareket
eden kişilikler zaman zaman tehlikeli de olabilmektedirler.
Köy Enstitüleri eğitim
sistemi ile kişileri üretici ve sorumluluk sahibi yapmaktaydılar.
Köy Enstitülerindeki eğitim
programının temelinde yaparak öğrenmeye dayanan sistemde derslerin
yüzde 50’si kültür, yüzde 25’i tarım ve yüzde 25’i de teknik
konulardan oluşmaktadır. Enstitülerin en önemli derslerinin başında
ziraat dersleri çalışmaları geliyor. Enstitülerin temel öğesi,
öğretmen adayını köyden almak ve mezuniyetten sonra yirmi yıl köyde
zorunlu hizmet getiriyor olmayı zorunlu kılmasıdır. Köy Enstitüleri
yasasının 11-14. maddeleri “köy enstitüsü çıkışlı öğretmene işe
başladığı köyde arazi tahsis edilmesi, girdi ve tarım aletleri
sağlanmasına amirdi”. Böylece bir tarafta elle iş yaparak hayatı
öğrenmekte, diğer tarafta gideceği kırsala yenilik ve teknik götürme
şansı sağlamış olmaktadır. Böylece köye yeni üretim götürmenin
yaratığı artı değer ve onun mutluluğunu yaşamaktadır.
Okul sıralarında üretken olmayı
öğrenmiş ve bir fiil işin içine girmiş ve başarmış kişi kırsalda tek
başına sorun çözebilmiş ve o öz güvenle insan yetiştirmiştir.
Aslında konunun bu bağlamda bugünde insan psikolojisi açsından ele
alınıp değerlendirilmesi gerektiğine inanmaktayım.
Sonuç olarak, ülkemizin
kıt kanat zorlu koşullarında üreterek kendine özgü modeli terk
edilmiş, onun yerine bugün sınava endeksli ezberci ve kısır bir
konuma gelinmiştir. Üretmek, ürettiği ile mutlu olan, öğrenen
öğrendiğini ve ürettiğini paylaşan mutlu bir toplum halen mümkündür.
Tabii bu bir öngörü, vizyon ve önderlik işidir. Önder toplumu motive
eder, heyecan katar ve toplumu canlı tutar. Türkiye'nin buna çok
ihtiyacı vardır.
Gülsen gönderdi
|
|
|
anasayfa
|
belediye
| tüyad
|
muhtarlıklar
| müze
projesi
|
halk
kütüphanesi |
türkelli kitabı
| |
|