|
GELENEKLERİMİZ |
||||||||||||||||||||||||
|
GELENEK: Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış, saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen kültür kalıntıları, töre ve davranışlar. ( Türk Dil Kurumu sözlüğü) Özünü koruyarak yaşamayı sürdüren gelenekler; toplumu kavrayan, olumlu olanlardır. Gerçi her geleneğin ömrünün de bir sonu olacaktır. Bozulan, çirkinleştirilen gelenekler de olabilir. Geçmiş, ömrünü tamamlamış olan geleneğe uyulmayabilir. Zaten zaman onları düzenlemekte ve toplum dışına bırakmaktadır. Bu bölümde geleneklerimizi inceleyeceğiz. Beğenip beğenmeme kişiye göredir. Bilim insanı gerçeği arar. Bu nedenle, objektif bilgilere yer vermeyi seçiyoruz.
|
||||||||||||||||||||||||
|
Bu imece görünümü ile Dimistar'ın Tufan'ın evi ve çeşme belgelerimiz arasında artık...
- öğrencinin önündeki
kadın Hanife İpek( Hüseyin hafızın kızı)
|
||||||||||||||||||||||||
|
KIŞ HAZIRLIĞI |
||||||||||||||||||||||||
|
KIŞ HAZIRLIĞI Türkelli Köyünde benim çocukluğum zamanında yapılan kış hazırlıklarından söz edeceğim. Türkelli köy iken, yani tuza ve gaza para verip diğer ihtiyaçlarını kendileri karşılamaya çalıştığı dönemlerden. Bazı köylerde tuza para vermemek için tuzu tarlaya ekenleri de duyduk ama ondan söz etmeyeceğim. Gaza dedik; şimdiki gibi doğal gaz değil. Aydınlatma aracı olarak kullanılan lambalarda kullanılan gaz yağından söz ediyorum. Türkelli köy iken dedik; çünkü, bir yerleşim yeri ekmeği para ile alıyorsa köy olmaktan çıkar. Türkelli köyü artık ekmeğe para veriyor. GELELİM KIŞ HAZIRLIKLARINA :
EKMEK ; Herkes mısır yetiştirirdi.Toplanınca olgunlaşmış koçanlar ÇÖTEN'lere konur kışa saklanır. Kışın çötenden alınır. Tane haline getirilir. Buna GÜN DARISI denir. Su değirmeninde un haline getirilir. Kara ateş üzerinde ekmek için özel saclarda ekmek haline getirilir. Bazende kara ateşin alttaki kızgın taş ocak temizlenerek hamur buraya komar yapraklarının arasına konur. Üstü sac ile kapatılır. Saçın üzerinde de ateş yakılarak ekmek pişirilir. Toplanan mısırlardan az olgunlaşmış olanlar, taş fırınlarda kurutulur. Tane haline getirilir. Ambarlarda saklanır. Buna FIRIN DARISI denir. Su değirmeninde un haline getirilir. Mısırlar topluca un haline getirilmez. Kısa sürede bitecek şekilde ayarlanır. Çünkü : mısır unu dayanıksızdır. Acımtrak hale gelir, yenmez. TURŞU : a . Taze Fasulye Turşusu : Yapılışını anlatmayacağım. Taze fasulyenin bol olduğu zamanlarda turşu konur. Genellikle taze fasulye kendi ürünüdür. Turşu büyük toprak mamulü küplere konur. Bu küpler, çok evde var olan YANLIK'lara ( eve bitişik olarak yapılmış olan evden giriş çıkışı olan üstü kapalı yer. ) konur. Kışın küpün üstünden üstünden alınarak tüketilir. Yemeklerin yanında söğüş olarak yenir. Kavurma yapılarakta yenir. Sulu yemek te yapılarak yenir. b . Kiraz Turşusu : Kirazın bol olduğu zamanda turşusu konur. Taze fasulye turşusunda olduğu büyük küp değildir. Daha küçüktür. Kiraz turşusu çok yaygın değildir. Kiraz turşusu çok dayanıklı olmadığı için sonbaharda tüketilmeye başlanır. AĞASAR KİRAZI dediğimiz kiraz cinsi daha dayanıklıdır. Kiraz turşusu genellikle kavurması yapılarak yenir. c . Yeşil Domates Turşusu : Yazın bol olduğu dönemde turşusu konur. İçerisine salatalık ta koyan olur. Yemeklerde söğüş olarak yendiği gibi kavurma yapılarak ta yenir. d . Taflan ( Kara Yemiş ) Turşusu : Yapanları duyduk. Kiraz turşusu gibi tüketilir. PEKMEZ : a . Dut Pekmezi : Yazın dut mevsiminde yapılır. Küçük küplere ( Testi ) konur. Kışın tüketildiği gibi her mevsimde yenen bir hazır yiyecektir. Bir tabağa konan dut pekmezinin yanına tereyağı ile birlikte çok güzel bir ikili olur. Ayrıca tabağa konan dut pekmezinin yanına konan SÜZME ( Ayrandan yapılır ) ilede iyi ikili oluşturur. b . Batum Üzümü ( Kokulu üzüm ) Pekmezi : Batum üzüzmü sonbaharda olgunlaşır. Toplanarak pekmez yapılır. Küçük küplere ( Testilere ) konur. Dut pekmezinin yenildiği gibi yenir. Ayrıca ; NARDAK yapılarakta tüketilir. ( NARDAK . Bardağın dibine uygun bir miktar pekmez konur. Su ile doldurulur. Karıştırılır. Şerbet gibi olur. Yemeklerin arasında sonunda içilir. ) c . Bozurma Üzümü ( Halk arasındaki adı ) Pekmezi : Çok yaygın yapılış tarzı yoktur. Bozurma üzümü ekşimtrak bir üzümdür. Herkeste bir veya iki ağaç üzüm olurdu. ( Bizim yörede üzüm asmaları ağaçlara sarılarak büyütülür. Onun için üzüm ağaçları denir.) Bozurma üzümü ham iken limon ve sirkenin olmadığı zamanlarda salataya sıkılırdı. Bozurma üzümü pekmezi yapılırken üzüm taneleri sıkılarak suyu çıkarılmaz. Çilek reçeli yapılır gibi taneler ayıklanır. Temizlenir. Usulüne uygun pişirilir. Reçel gibi. Çekirdekli üzüm pekmezi olur. Reçel pekmez karışımı bir şekilde tüketilir. FIRIN KURUSU : Köyümüzde çok sayıda taş fırın vardır. Bu taş fırınlarda düğün şenlik gibi yemekli toplantıların ekmeği pişirilir.Yani mısır ekmeği. Mısır kurutulur. Taze fasulye fırın kurusu yapılır. Taze fasulye fırın kurusu genellikle kışın yiyecek olarak tüketilir. Suda haşlanır. KAVURMASI veya DÖNDERMESİ yapılır. Ayrıca sulu yemek yapılarakta tüketilir. Armutlar dayanıksız olur. Kışa saklamak zordur. SAREP armudu dediğimiz bir armut var ki ; dilimlenir fırında kurutulur. Fırın kurusu armut olur. ( Ara sıra bir avuç cebe atılır. Teker teker ağıza atılarak sakız gibi çiğnenir, yenilir.) Fırın kurusu armuttan hoşafda yapılır. KIŞLIK MEYVA : a . ELMA : Toplanan elmalar kışa saklanacaksa ezik ve çürüklerinden arındırılır.Yanlık’ı olup içerisinde müsait yeri olanlar oraya depo ederler. Bazı ailelerin TEKİR ‘i ( Selender’i ) vardır. Oraya depo ederler. Tekir sayısı köyde çok değildir. Tekir o ailenin ekonomik yapısınıda yansıtmaktadır. Bazı ailelerde TAM dediğimiz barakamsı yapı vardır. Bazı kışlık birikimleri buraya depo ederler. b . ÜZÜM : Bazı üzümler vardı ki (Misket, Bozurma,…) elmaların saklandığı gibi saklanır. C . SİYAH HURMA : Bu meyva kışa yakın olgunlaşır. Toplanır. Tekir veya Tam’larda genellikle ÇİT’lerin üzerine serilerek kışa saklanır. Ara sıra bir avuç alınarak fındık çerezi gibi yenir. Kokusu iyi ısıtır. d . MUŞMULA ( TÖNGEL ) Azda olsa bu meyvada tekir veya tam’da çit üzerinde kışa saklanır. e . AYVA : Kışa yakın olgunlaşır. Kışa saklamak kolaydır. Elmalarla aynı ortamda saklanır. KIŞLIK FINDIK . Kışa fındık pek saklanmaz. Çünkü satıp paraya çevrilir. Misafirlere ikram için az da olsa sandıklarda saklayanlar olur. KIŞLIK KABAK : Kara kabak yaygın yetiştirilen kabaklardandır. Tarla kenarlarına dikilir. Mısır tarlası toplanırken kabaklarda toplanır. Olgunlaşmış = Ermiş kabaklar (Tırnak batmıyorsa ) kışa saklanır. Diğerleri dayanıksız olduğu için kısa sürede tüketilir. Kışın kara kabak dilimlenir. Pişirilir. İsteyen o şekilde yer. İsteyende üzerine toz şeker dökerek yer. KARALAHANA : Köyümüzde karalahana 4 mevsim yetişir. Hemen hemen her evde her gün karalahana yemeği vardır. Kış için özel bir hizmet istemez. Karın altından da alınır. Karın altından alınıp pişirilen karalahana yemeği çok lezzetlidir. SÜT - YOĞURT - AYRAN : Türkelli köy iken her evin inekleri olurdu. Bunlar bilhassa kış aylarında da süt verecek şekilde ayarlanırdı. Süt yoğurt ayran ve tereyağı her evin vazgeçilmez temel besin kaynaklarındandır. Bunu da kendi üretir. Artan ayranlar ocakta ısıtılarak kesilir. Bez torbada süzülür. Buna süzme denir. Bu süzme olarak yendiği gibi ÇÖKELEK yapılarakta yenir. SIĞIRLARIN YİYECEKLERİ : Yazın otlar kesilir kurutulur. Bu otlar : Yığma yapılarak kışa saklanır. YANLIK, TAM, AHIR veya TALAŞLIK’ta saklanır. (Talaşlık : Evin önüne bahçede bir yere yanları fındık çubuğu ile örülür. Silindir şeklindedir. Kapısı vardır. Üzeri mısır sapları ile örtülür. İçerisine yağmur girmez. Buraya mısır koçanının kurutulmuş talaşları konduğu için talaşlık denir. ) Mısırın sap kısmı yığmalar yapılarak saklanır. Mısırın talaşı da talaşlıkta saklanır. Talaşlık yerine ahırda veya tamda saklanır. SIĞIRLARIN ALTLIĞI : Sonbaharda kuruyup dökülen ağaç yaprakları (GAZEL ) süpürülüp toplanır. Ahırın yan tarafına veya tama veya talaşlığın bir kenarına konur. Kışın sığırların altlarına serilir. Altlarından alınanda doğal gübre olarak bahçelerde kullanılır. KIŞLIK YAKACAK : a . ÇALI, ÇIRPI : Fındık bahçeleri ayıklanınca elde edilen ince çubuk. vs.Ayrıca üzüm tevekleri olan ağaçlar budanır. ( Üzümleri toplamada kolaylık olsun diye ) Bunlardan alınan çalılar. b . DAL ODUNU : Fındık bahçelenirken kesilen fındık dalları dal odundur. Budanan ağaçların dalarlıda dal udundur. Dal odunu çalı çırpıya göre daha çok ısı verir ve daha uzun süre ateşte yanar. c . : YARMA ODUNU : Ağaç tomrukları baltalarla yarılarak elde edilir. Daha çok kızılağaç odunu yapılır. En kaliteli odun budur. Yazdan hazırlanır. Evlerin ÇARDAK’ına yerleştirilir. Müsait değilse dışarı yerleştirilir. Kışın sobalarda yakımı iyidir. d . KÖK : Kesilen ağaçların torak altında kalan kısmıda sökülerek alınır. Ateş gücü iyidir. Bazen komar bitkisinin kökleri de sökülerek yakacak olarak kullanılır. e . GÜDİNE : Taneleri alınmış mısır koçanı. Mısır üretimi çok olduğu zamanlarda güdinede çok oluyor. Sobalarda, guzinelerde kullanılır. f . GAVSUK : Yeşil fındık kabuğunun kurutulmuşu. Fındık mahsılü sonrası çok miktarda gavsuk oluşur. Atılmaz. Saklanır. Kışın soba ve guzinelerde kullanılır. Mustafa Hacıalioğlu ( Gençağa )
|
||||||||||||||||||||||||
|
YAYLAYA GÖÇ
/ İLK GİDİŞ
|
||||||||||||||||||||||||
|
İki yaylamız var. Kadirga ve Sisdağı. Sisdağı yaylamıza 4 - 5 saatte yürüyerek varılır. Asıl macera gibi olan Kadirga Yaylamıza yaptığımız yolculuklardır. Şimdi arabayla gidiliyor ki, tadı tuzu kalmamış. Yaz başlarında, köy işleri zamanına uygun yapılır ki yaylaya gidiş başlasın. Hem çoluk çocuk köyde kalırsa yazık sıcakta, perişan olurlar. Yaylanın tertemiz havası, soğuk tatlı suları, derenin balıkları, otu, sütü, çocukların oyunları bir başka güzel dünyadır. Yoksulluk içinde olunması hiç kimseye dokunmaz. Bunca güzellikler arasında sözü mü olur.Kar erimiştir yaylalarda ama, yaylaya varınca görülür ki, kuz (güneş almayan, çukur) yerlerde 2 - 8m. kalınlığında erimemiş karlar vardır.Ama kartopu oynanmaz tabi.
Yolda gece
konaklanır. Konaklanınca kullanmak üzere
bazı ineklerin
sırtlarına yüklenecek
biçimde yorgan,
dastar (dokunmuş yün battaniye) hazır
edilir. Dırmaçlarla yola
çıkarken ineklerin bazı
düvelerin sırtlarına
sarılır. Atlayan
zıplayan inekler atar bu
yükleri sırtlarından,
düzeltmek işi çiledir. İnsanlar banyo yapar (çimer). Giysilerini ona göre ayarlar.
Para olmaz çoğunlukla, gene de bir iki bişey konur ceplere. O gece
uyku tuttuğunu pek sanmam ya uyumaya çalışılır. Gün boyu yürünecektir.
Ayrıca bir birine yardım edilecek, çocuklara bakılacak, yaşlıların
bakımı, hizmeti görülecek. Uyu canım uyuyabilirsen. Nasıl bir
heyecan. İçimiz kıpır kıpır.
Yolumuz yavaş gidilirse üç, biraz
hızlı gidilirse iki günde yürünür.
(
Ben daha beş yaşımda yürüyerek yayla yoluna döndüğümü
anımsıyorum. Hele yoruldukça anamı ne çok rahatsız ederdim
sorularımla: -Ana yayla ( Kadirga ) nerede? - Şu
tepenin arkasında oğlum.)
....Tepeler bitmezdi bir
türlü. Bunca güzel insanları saygı ile anarak, tepeler aşılır, yokuşlar çıkıp, inişler inilir. Çam ağaçları ile süslü çimenler ve ormanlarla dostça selamlaşılır. Yayla havasıdır. Bazen üşünür bazen terlenir. Sazalan Çimeninde konaklanır. Ama garip bir tedirginlik ya da yaylaya varma umuduyla yola girilir erkenden.
Dereler balık tutmaya geliriz yakında. Hey taşlar dostluğunuza geldik, size sırtımızı yaslayıp doğanın eşsiz süslemesi ile oluşan o sis manzarasına doymayı düşledik. Sevgili topraklar çıplak ayaklarımızı sarın, avutun sıcaklığınızla özlemimizi. Otlar, börtü böcek sizinleyiz birkaç ay. Oyunlarını paylaşacaklar sizinle çığlık çığlığa çocuklarımız. Taşoluk Tepesi'nden otçularımız aşarak Kadirga Pazarı'na inecek birkaç hafta sonra. Horon ve kemençe sesleriyle birlikte coşacağız... İşte Kadirga Yaylası geldik canım, duydun değil mi?
Şakir SAĞLAM |
||||||||||||||||||||||||
|
EKİN EKME MECİSİ
|
||||||||||||||||||||||||
|
ekin gaydası (Kemer Ali'nin İsin (Hüseyin TOPAL) çalıyor)
YARIŞ MECİSİ
(İMECE)
Güler İPEK 17.03.2008 gügüme güm güm güm gügüme güm
|
||||||||||||||||||||||||
|
KARADENİZ YAYLALARI VE ÇADIR KULLANIMI |
||||||||||||||||||||||||
|
Giresun Kültür Müdürlüğü memurlarından Mustafa Kıran, Türk Halk Kültüründen Derlemeler adlı dergide yayınlanan “Giresun’da Yayla ve Yaylacılık” adlı çalışmasında (1992, Ankara, s. 111-128) üç tip yayla konutundan söz ediyor. Bunlar fındık dallarından çatılan çadır tipi tuyluk ve sayfan ile çimden kesilen bloklarla inşa edilen köm tipi yapılardır. Bu yapılardan çadır tipli olanların çatkıları ile bir kulübeye benzeyen kömlerin çatılarının, hartama denilen çam ağacı levhaların yanında keçe ile de örtüldüğü biliniyor. Orta Asya, İran ve Anadolu göçerleri arasında keçe çadır kullanımının yaygın olması, konuyu bölge tarihinin irdelenmesi bakımından dikkat çekici hale getirmektedir. Tarihsel veriler göçer yaşayan Türkmen grupların 11. yüzyıldan itibaren Doğu Karadeniz yaylalarında yaşadığını göstermiştir. Eynesil’in güneyindeki Oğuz bölgesinin geçmişiyle ilgili kulaktan kulağa gelen sözlü tarih verileri, burada yaşayan halkın, daha arkadaki Kadırga yaylasından indikleri üzerinde durmaktadır. Günümüzde halen izleriyle karşılaşılan yarı göçer yaşam biçimi, Oğuz bölgesiyle Kadırga yaylası arasında varlığını sürdürmektedir. Bu durumda geçmişte kendilerine özgü çadırlarla bölgede yaşam süren bir göçer kültürüne dikkat çekmek gerekmektedir. Aşağıda bu nedenle, değerli etnolog P. A. Andrews’in “Nomad Tent Types in the Middle East=Orta Doğu’da Göçer Çadırı Tipleri” adlı kitabından (Wiesbaden 1997) 184-186 sayfaları arasında yer alan bölümün Türkçe çevirisini sunuyorum. Sinan Kılıç (22.10.2007) Peter Aford Andrews, Nomad Tent Types in the Middle East (Wiesbaden 1997). s. 184. Kubbeli ve Kafessiz Kaburgalı Çadır (Türkiye Pontos Bölgesi, Türkmen): Yayılım: Bu tür çadırlar zamanında Ordu ve Giresun’un arkasında kalan Kürtün, Kadırga, Gavur Dağı ve Sultan Murat yaylalarında, Tirebolu ile Harşit arasındaki kıyıya yakın vadilerden gelen köylüler tarafından kullanılmaktaydı. Kürtün – Kazıkbeli arasındaki 1000 – 2500 m yükseklikleri arasında yer alan Kazıkbeli Obası’nda da görülmekteydi. Günümüzde büyük ölçüde azalan bu tip çadırlar sadece Torul’un yakınında Kadırga yaylasında bazı yerlerde karşımıza çıkmaktadır. Konuyla ilgili veriler bu tür çadırları kullanan Çepni Türkmenlerinden toplanmaktadır. Dağların Gümüşhane tarafında yerleşmiş olan Türkler arasında bu tür çadırlar kullanılmamaktadır. Yılmaz (1974) bu tip çadırların Gürcistan sınırına kadar uzanan bölgede kullanıldığını söylemektedir. Arhavi’nin doğusunda ve Hopa ile Kemalpaşa arasındaki Limanköy’de yaşayan çobanlar, ne bu tür çadırları ve ne de tünel tipli çadırları bilmemektedir. Adlandırma: Torul bölgesinde Turluk (turluk = duvar keçesi) sözcüğü, sadece keçe çadırın kaplaması için kullanılıyor. Tuyluk sözcüğü ise Nefçikösele, Görele, Giresun ve Kızılbeli Obası’ndan derlenmiştir. Tarihçe: Çadırı kullananlar bu çadırın Azerbaycan’dan geldiğini söylemektedirler. En azından çadır tipi oradan gelmiş olabilir. Keçelerin alışılmadık derecede koyu renkli olması Şahseven Türkmenleri ile ilişkiyi çağrıştırıyor. Çünkü onlar bu tip çadırları koyu renkli keçelerle kuruyor ve Anadolu ile Azerbaycan arasında kullanıyorlardı. Özellikler: Bu tip çadırlarla ilgili çok az veri olduğundan ancak belli belirsiz tanımlanabilmektedir. Çadırın kubbeli, keçe ile kaplı, yuvarlaksı planlı olduğu kesinlik taşımaktadır. Gerçek bir kaburgalı çadır olup olmadığı kesin olmasa da, merkezi payandalı, kavisli destekleri ve tavandaki âlem bağlantıları dik açılı olan bir çadır türü olmalıdır. Bilgi verenler yuvarlak planlı olduğunu, tünel biçimli olmadığını ve “sanki cami kubbesi gibi” olduğunu belirtmişleridir. Özellikle koyu renkli keçe kullanılmaktadır. s. 185 İlişkiler: Yöre halkına göre bu tip çadır Azerbaycan keçe çadırlarıyla ilişkilidir. Bu bilgi üzerine Karabağ ve Kazak bölgelerindeki çadır çeşitleri incelenmiştir. Bu çadırlardaki keçenin özellikle koyu renge boyanmadığı, koyu rengin hava şartlarından ve isten kaynaklandığı saptanmıştır. Girişteki dekoratif dikişler Azeri ilişkisini doğrulamaktaysa da, dal çatkı çok daha geniş bir coğrafyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Arhavi’de Hemşinli çobanların küçük bir sırtlı çadır kullandığı saptanmıştır. Ancak bu çadıra ait bir fotoğrafta dik açıyla kesişen sırtları olan tünel tipli bir çadır açıkça göze çarpmaktadır. Bu olasılıkla Torul’da sözü edilen çadırla aynı tiptedir. Kurulum: Uzun fındık dalları alınır ve yere saplanacak uçları sivriltilir. Dallar yere dikilir ve eğilerek üstten birbirine bağlanır. Böylece Azeri çadırlarında olduğu gibi, çatkıda kirişe gerek kalmamaktadır. Tavan kısmı düz kalmaktadır. Yerden yaklaşık 1,5 m yükseklikte olan alçak kapı, “bir fırın ağzı gibi” çadır duvarının ortasında, yaklaşık 1,5 m yükseklikte yer almaktadır. Çadırın için 3-4 kişinin uyumasına yetecek genişlikte ve ortası bir adam boyu yüksekliktedir. Keçe: Keçe kaplama yer kilimi boyutunda parçalardan oluşmaktadır. Beyaz ya da kahverengi yün siyaha boyanmaktadır. Renk farklılıkları alışkanlıklara göre değişmektedir. Kapıdan başka duman çıkacak bir baca yoktur. Kapı kenarları dikişlerle süslenmiştir. Yılmaz’a göre (1974) beyaz yünler evde koyu renge boyanmaktadır. İpler: Üç farklı kalınlıkta dolama denilen kıvrımlı bir ip türü ve kendir ipi kullanılmaktadır. Plan: Yaz aylarında kullanılan çadırda, ocak yeri genelikle dışarıda yer almaktadır. Ancak soğuk havalarda içerde de ateş yakılmaktadır. Duman kapının yanında dışarı çıkmaktadır. s. 186 Kamp: Hayvan yetiştiren yaylacı gruplar, Nisan başında, Ordu ve Giresun çevreleriyle Gürcistan sınırı arasında, sahilden 10-15 km içerilere kadar uzanan alanda hareketlenir. Nisan ortasından Mayıs başlarına kadar aile bireyleri sürülerini sahilden 70-80 km içerideki yaylalara 3-4 gün süren bir yolculuktan sonra ulaştırmaktadır. Çadırlar birbirine paralel diziler halinde dağ yamaçlarına kurulur. Yerleşmeler kurulurken buzağı (dölçek), süt sağma yerleri (bere) ve sürülerin tuz yaladığı taş dizileri (tuzlak) için yerler hazırlanır. Eylülün son iki haftasında önce sığır sürüleri, ardından koyun ve keçi sürüleri köylere indirilerek ağıllarına (kom) kapatılır. Ağıllar için kullanılan bu adı, Şahseven Türkmenleri ağılların tavanını örttükleri kamıştan çatılar için kullanılmaktadır. Sahildeki hayvan yetiştirme alanı 500-1000 m arasındaki alanda uzanmaktadır. Benzer Tipler: Sırtlı bir çadır türü olduğu düşünülen sayfan, Yörük tipi çadır olarak tanımlanmaktadır. Kaynaklar: Hasan Yılmaz’ın yazdıklarıyla bir Çepni olan Torullu Zafer Albayrak’dan 1988 ve 1990’da derlenen bilgiler başlıca kaynakları oluşturmaktadır. Hemşin’deki çadır 1983’de R. Benninghaus tarafından fotoğraflanmıştır. A. Erden 1982’de bu tip çadırı kafesli çadırlarla karşılaştırmıştır. Diğer bilgiler 1989’da Torul yaylalarında yöre halkından derlenmiştir. Çok daha ayrıntılı araştırmaya gerek vardır. Kaynakça: Yılmaz, Hasan 1974, Doğu Karadeniz Göçerleri Üzerine Yayınlanmamış Derlemeler. Gönderen:Sinan KILIÇ
|
||||||||||||||||||||||||
|
MISIR SOYMA İMECESİ (mecisi) |
||||||||||||||||||||||||
|
Mısır beldemizin temel besinlerindendir. 2006 da değişim sürüyor elbette . Hangi yıl gelip geçerse de geçsin, mısır ve mısıra olan özlem, ihtiyaç ve damak tadı olarak mısır ekmeği, puulu ( suda ve ateşte mısır), unutulmazlar arasında olacaktır. İmece şöyle yapılır: Tarlalarda mısır toplanır. Geniş olan yerlerde ( oda, yer üstü, tahta üstü, tekirin altı gibi ..) biriktirilir. Mısır, biriktirilen yere koni biçiminde yığılır. Sıra akşamı beklemeye gelmiştir. Zaten mısır tarlada birlikte toplandığından, hangi akşam ve kimin mısır imecesi olduğu bilinir. Fısıltı gazetesi işler ayrıca. Akşam toplananlar, mısır yığınının çevresine dizilerek otururlar. Soyulan mısırlar çeşitli kaplarda toplanır ve kurutulacak yere boşaltılır. Bazı kişiler mısır yığınının tepelerine oturur ve türkü söylerler. Kemençe, kaval, atma türküler bazı etkinliklerdendir. Gençlerin içerde ve dışarıdaki farklı eğlenceleriyle neşeli saatler geçirilir. Zaman zaman duyguların dile getirildiği, belli edildiği yerlerdir. Hele o günlerde olgunlaşmış üzüm ağaçlarının davetsiz konukları, üzüm tadımı ustalıklarını geliştirme fırsatı bulmuşlardır. Soyulan mısırlar fırında kurutulacaksa fırınlar yakılır. Bunlara fırın darısı denir. Gün ışığında kurutulacaksa çötenlere konulur. Bunlara da gün darısı denir. Kuş ve farelere karşı korunmaya alınır. |
||||||||||||||||||||||||
|
OT KURUTMA |
||||||||||||||||||||||||
|
Büyük ve küçük baş hayvanı olanlar, kış için ot kuruturlar. Orak ya da tırpanla biçilen otlar bir süre toplanmaz, kurutulmaya bırakılır. Kurumayan, gölgede, altta kalan bölümler çevrilir. Yeterince kurutulur. Tam denilen küçük ot saklama yerine yığılarak saklanır. Tam yerine yığma da yapılır. Büyük bir ağaç toprağa dikilir.Bunun çevresine yığma yapılır. Topraktan ıslanmasın diye, en alta odun gibi yavaş çürüyen, dayanıklı destekler dizilir. Yığma tam korunaklı olmaz. Yağmurda ıslanabilir. Rüzgarda dağılabilir. Buna önlem için ise, otlar yığma sırasında birbirini sarsın ve kolay açılmasın diye çapraz olarak yığılır. Yığma bitince üst bölümü bağlanır ve içine yağmur işlemesin diye örtülür. Kışın hayvanların kuru beslenmesi böylece otlarla desteklenir. Göç veren beldemizde bu geleneği günümüzde sürdürüldüğünü görüyoruz. Şakir SAĞLAM
|
||||||||||||||||||||||||
|
FINDIK TOPLAMA
|
||||||||||||||||||||||||
Fındık toplama da bir alışkanlık biçiminde sürmektedir. Öyle olmak zorundadır galiba. Alışkanlıklar yerleşik olanlardır. İlerledikçe gelenekselleşir. Bu nedenle, gelenekler bölümüne özellikle aldık. Ağustos ayının ilk haftalarında toplanmaya başlanan günlerin genel adı " fındık zamanı "dır. Önceki yıllarda fındık toplama işi imecelerle de yapılırdı. Bu anlayış sanırım günümüzde kalmamıştır. Gündelik adında işçilikle toplama yapılmaktadır. * Fındıklığa giren kişi beline " gıdık " bağlar. Topladığı fındığı içine datar. Gıdık dolunca sepete, harara ya da çuvallara boşaltır. * Toplandıkça sepet, harar ya da çuvalla harmana taşınır. Harman fındık kurutma yeridir. Çimen olan düz alandır. Üç dört gün kurutulur. Tersi de kurusun diye ayakla iz yapılır. Kürekle çevrilir. 2-3 gün daha kuruyunca tırmıkla dövülerek bir araya toplanır. * Harmanda , kabuklu fındık dövüldükçe içini bırakır. Çeç fındık tentalar üzerine ayrılır ve iyice kurutulur. * Kurutulan fındık çuvallara doldurulur. Nemsiz yerde satış için bekletilir ya da satılır. Şakir SAĞLAM
|
||||||||||||||||||||||||
|
ASKER UĞURLAMA |
||||||||||||||||||||||||
|
Geleneklerimizden biriside, ASKER UĞURLAMA dır. Neden askere gidilir? "Yurt sevgisi"dir diğer adı çünkü. Askerliği yapan gençler olgunlaşır. Böyle kabul edilir. Toplum içine girme hakkı kazanır. Evlenme hakkı elde eder. Sonuçta askerlik yapılacaktır. Askere gönderme, gençlere umut verme, moral eğlencesidir. Askerden gelenlerin öyle öyküleri vardır ki; üç-beş yıl askerlik yapanlar, gaziler, eli-kolu kesilmiş dönenler, hiç dönmeyenler...Korkulan bir iştir. Böyle olunca gençlerin arkada yaşayan akraba, ana - babalarına dönme umudu ve sevinci verilmelidir. Tabi moral kazanma, askere giden gençler için daha da önemlidir. Çünkü askere gidenlerin bazıları nişanlı, kimileri evlidir. Zordur arkaya bakmak. Mektup yazan var, yazamayan var. Hatta okuması olmayanlar. Telefon etmek istese ne zorluklar yaşanır. Mektubu açılır, okunur diye gönlünden geçeni yazamazlar. Darlanır, zorlanırlar, fayda etmez. Ama hazırlıklar sürer, askere gidilecektir. Askere aynı dönemde gidenlere tertip denir. Tertip hazırlıkları tamamlanır ve toplanırlar. Tertip yakınları, akrabalar, dostlar, köylüler de katılır. Kemençeler eşlik eder. Türküler horona karışır. Gözler daha çok yavukluları arar. Kar yağmur demeden eğlence yapılarak köy çıkışına değin birlikte gidilir. Arabalarla gidilecekse hazırlık ona göre yapılır. Uğurlama köyde bitmiştir. Askerde yaşanan olumluluklar ya da olumsuzluklar başka bir inceleme konusudur. Askerlik bitsin diye zorunlu beklenir. Biter. İşte, teskere zamanı gelmiştir. Sanki kurtuluş olur. Eve dönüş heyecanı da vardır, askerlik arkadaşlarından ayrılma hüznü de. Arkada bırakılır her şey. Özlediklerine kavuşulur. Hasretlik biter. Hele günümüzde askere gitmek kolaylaşması, sevilmesi gerekirken zorlaştırılması da ne demek oluyor. Gençler yurt hizmetine gitmiyor mu yoksa da bunca korku, gerginlik içindeler? Ayrıca haberleşmenin en kolay olduğu bir zamandayız. Herkesin telefonu var, haberleşmede neden illa zorluklar yaşatılıyor bu çocuklara, anlaması zor. Her şeyin güzel olması içindir dileklerimiz. Şakir SAĞLAM
|
||||||||||||||||||||||||
|
BAYRAMLAŞMA |
||||||||||||||||||||||||
|
Bayramlaşma, yad etme, anma, uğurlama, saygı, sevgi, tanıma, bir olma, paylaşma ve daha bir çok duyguyu içerir. Son olarak, dinsel görevi tamamlama günü olarak uygulanır. Her geçen gün unutuluyor, giderek anılardan da siliniyor. Dostlukların, paylaşma günlerinin insanca olan özelliklerini arada bir uygulama alanı bulunca da duygulanıyor. Neler yapılırdı? Bu soruyu biraz olsun açıklamak gerek elbette. Eskiyi, güzel özellikleriyle yaşatabilmek önemli bir insanlık görevidir. Belki ilerde bu konuyu yazan olursa bu sayfalarda okuruz. Aşağıda iki yerden fotograf veriyoruz. Biri İstanbul'da dernekte , diğeri beldemizde. |
||||||||||||||||||||||||
|
MART BOZMAK |
||||||||||||||||||||||||
|
Köyde devam eden bir gelenektir, mart bozmak.
Mart ayının 14 cü günü, yani
eskiye göre bir mart günü
eve ilk gelen evin martını
bozmuş oluyor. Kadınlar
sabah erkenden eve dışardan
su alıp evin köşelerine
atarlar. İşler su gibi olsun
diye. Ya da güvendiği birine
ama daha çok çocuklara
çağrılıp mart bozdurulur ki
o yıl iyi geçsin. Hatta eğer
o yıl iyi geçmezse,
martımızı şu kişi bozdu,
bize gelişmedi, iyi gelmedi
denir. Güler İPEK |
||||||||||||||||||||||||
|
YOL YAPIMI |
||||||||||||||||||||||||
|
Yol yapımı Türkiye Cumhuriyeti'nin sorunu, sorumluluğu olmuştur kurulduğundan beri. Devletimizin önemli bir işi de yol yapımıdır. Ama aynı zamanda politik araçlarından birisi haline getirilmiştir. Yoksul bir ulusun ulaşımını sağlayabileceği önemli aracıdır yol, çünkü. Bunun demir yolu, kara yolu, hava yolu ya da deniz yolu olması farketmez. Bir ulusun bağımsızlığının ölçütlerindendir yol politikası. Bu konu, politikacılarımızın her zaman olumsuz olduğunu düşündürücü bir örnektir. Yoksul ulusun ulaşımı ekonomik olmalıdır. Bunun en önemli yolu da demir yoludur. Diğer yollar ise zengin ulusların satacağı uçağına, arabasına, gemisine yarayacaktır. Bakınca zaten belli olur ülkelerin durumuna ya da tutumuna. İşte bizim köyümüzün yolunun yapımından bir an. Biz kendi yolumuzun yapımını sürdürmekle içimizdeki köy-yurt sevgisini de işlemiş oluyorduk. İmece keyfi ile, birbirimizdik çünkü. Ama ne olduysa çok erken girdiler aramıza. Biz inanıyoruz ki; bu köyün insanı her konuda el ele olmayı başaracaktır. Şakir SAĞLAM
Bu fotografın yılını bilen lütfen bilgi versin. 1965 olabilir mi?
|
||||||||||||||||||||||||
|
| anasayfa | belediye | tüyad | muhtarlıklar | müze projesi | halk kütüphanesi | türkelli kitabı | |