|
müzecilik
hakkında yazılmış aşağıdaki yazıyı, Sinan KILIÇ
gönderdi...Teşekkür ediyoruz...
Özel Müzeler ve Özel Müzecilik
Yasal sınırlılıklar, bu iş gerekli niyet ve emeğin
çokluğu, elektronik ortamın olanaklarıyla birleşince, bir
şeyleri biriktiren ve onları toplumla paylaşmak isteyenlerin
önüne bambaşka bir ufuk açıldı: "Elektronik ortam müzeleri".
BİA Haber Merkezi
14/10/2006 Mustafa
SÜTLAŞ
BİA (İstanbul) - Gezip gördüğüm yerlerdeki özel
müzeleri ve müze niteliğindeki koleksiyonları yazarken bir
yandan da "İnternet"in olanaklarından yararlanarak, bu işin
ne olduğunu ve ülkemizde ne durumda olduğunu araştırmaya
çalıştım.
Bu yazımda size bulduklarımı ve öğrendiklerimden söz
edeceğim. Aslında bu araştırmamda; önceki yazılarda söz
ettiğim yerlerde "neden buraların gerçek birer müze"
olmadığı sorusunun yanıtını arıyordum. Çünkü gezdiğim
dolaştığım o yerleri oluşturan kişilerin, hemen hepsi
anlattıklarının bir yerinde bu işin çeşitli "zorlukları"ndan
ama özellikle de "bürokratik sıkıntıları"ndan söz
ediyorlardı. Bu nedenle örneğin "Müze" sözcüğünü
kullanamadıklarından yakınıyorlardı.
"Devletin korunması"
O nedenle önce bu işin mevzuatını araştırdım. Gördüm ki
"korumacı" yaklaşım başka alanlarda olduğu gibi "devletin
korunması" anlamına geliyordu.
Anlayabildiğim kadarıyla "Uluslarası Müzeler Konseyi (ICOM)"un
genel düzenlemeleri çerçevesinde ama "ülkemizin özel durum
ve koşulları"na uygun bir müzecilik yapılabilmesi için üç
önemli mevzuat bu alanı düzenliyor.
* Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kanunu Kanun Numarası: 2863
(Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 23/7/1983 Sayı : 18113 )
* Özel Müzeler ve
Denetimleri Hakkında Yönetmelik (Resmi Gazete
Tarihi: 22.01.1984 Resmi Gazete Sayısı: 18289)
* Milletlerarası Müzeler
Konseyi (İCOM) Türkiye Milli Komitesi Yönetmeliği
(Resmi Gazete Tarihi: 11.12.1970 Resmi Gazete Sayısı:
13691)
"sınırlamalar ve
kısıtlamalar" manzumesi
Araştırmayı yaparken rastladığım; İlber Ortaylı'nın Sadberk
Hanım Müzesi'nin kurucusu ve yöneticisi "Sevgi Gönül"le
ilgili yazdığı "Bir
müzecinin portresi" başlıklı yazıda
"Koleksiyonlarını evinin dışına, herkesin önüne taşımaya
karar verdiğinde; 'Özel Müze Yönetmeliği' taslağıyla zamanın
kültür bakanının önüne çıktı. Çok kişi değil, hemen herkes
bu özel müze işine kulp taktı. Daha ilginci, taraftar
olanlar da nereye kadar taraftar olacaklarını bilmiyorlardı.
Anane meselesi; müze ve koleksiyon dediğin devletin kılıcı
altında gezilirdi." değerlendirmesini yapıyor ve yazının
sonunu da "Özel müzecilik bir hizmettir, gönülden yapılırsa
ülke sınırlarını aşan etkileri görülür. Bu bir meslektir.
Hayat boyu sürecek bir meşguliyettir ..." diyerek bağlıyor.
Bugün Topkapı sarayı Müzesi'nin başında olan ve yıllarını bu
alana vermiş bir insanın bu değerlendirmesini bu alanda çaba
sarf eden pek çok kişi de paylaşıyor. Söz konusu yasa ve
yönetmelikler neredeyse bir "sınırlamalar ve kısıtlamalar"
manzumesi olarak bu ülkeye ve insanın hizmet veriyor.
97 "özel müze" var!
Vatandaşına güvenmeyen ve tarihin, kültürün
araştırılmasından aslında "pek de hazzetmeyen" bir devlet
yaklaşımı nedeniyle olmalı Kültür Bakanlığı'mızın İnternet
sayfasındaki "özel müzeler" başlıklı bölümde adları
sıralanmış yalnız 97 "özel müze"
bulunuyor.
Bakmayın onların adlarının "özel müze" olmasına. Çoğu
aslında Kültür Bakanlığı dışındaki; Başbakanlık, Milli
Eğitim, Ulaştırma, Sağlık Bakanlığı gibi Bakanlıklar, Genel
Kurmay başkanlığı gibi Askeri yapılar, İl valilikleri,
Belediyeler, Üniversiteler ve özel yasayla kurulmuş kamu
kurumu niteliğindeki yapılar gibi "resmi devlet birimleri"ne
ait müzeler. Bazı vakıflar, sendikalar, bankalar da aslında
bunların arasında yer alması gereken "kurumsal" yapılar.
Gerçek özel müzelerin sayısı çok az.
Kültür Bakanlığı'nın verdiği listeye göre "özel müze"lerimiz
şunlar:
Ankara Ülker Zaim Müzesi,
Antalya Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi,
Aydın Fatma Suat Orhon Müze
ve Sanat Evi, Çanakklale Adatepe Zeytinyağı
Müzesi, Çanakkale Hadımoğlu
Konağı Türk evi Etnoğrafya (Müze), Erzincan
(Kemaliye) Ali Gürer Özel Müzesi,
İstanbul Ayşe ve Ercüment
Kalmık Müzesi, İstanbul Haluk Perk Müzesi,
İstanbul Rahmi M. Koç
Sanayi Müzesi ve Sadberk Hanım Müzesi, Burgazada
Sait Faik Abasıyanık Müzesi,
Sakıp Sabancı Müzesi, İzmir Yaşar Resim Müzesi
ve Sanat Galerisi, Konya
A.R. İzzet Koyunoğlu Şehir Müzesi, Marmaris-
Halıcı Ahmet Urkay Müzesi.
Pek çok "müze"
niteliğindeki yapı listede yok
Araştırmamda bunlardan bazılarına ilişkin bilgilere de
ulaştım.Görüldüğü üzere bunların arasında medyadan
bildiğimiz pek çok "müze" niteliğindeki yapı yok.
İnternetteki bu araştırmamda
"Erzincan Kemaliye Ocak Köyü Özel Müzesi" 'nden, işadamı
Hilmi Nakipoğlu'nun, topladığı 900 fotoğraf makinesini "Nefus
Nakipoğlu Zihinsel Engelliler Okulu"nda oluşturduğu müzede
sergilediğini öğrendim.
Fotoğraf makinesi deyince aklıma yılların usta fotoğraf
sanatçısı "İsa Çelik"
ve atölyesi geldi. Onun atölyesinde de hemen tümü çalışır
durumda yüzlerce fotoğraf makinesi ve fotoğrafla ilgili
çeşitli araç gerecin yer aldığı, aynı zamanda inanılmaz bir
arşivi barındıran "atölyesi" aklıma geldi.
Kültür Bakanlığı'nın listesinde adı olmayan ama web
sitesinin bir başka bölümünden öğrendiğim
"Şefik
Bursalı Müze Evi" de aslında bu işe
gösterilen ilgiyi göstermesi bakımından bana ilginç geldi.
Sonra lisenin son sınıfında okuduğum bir "özel okul" gibi
olan, Tarihi bir yapı içinde eğitim, öğretimini sürdüren ve
geleneği olan Kabataş Erkek Lisesi'nde "okul müdürü"nün
odasının karşısındaki "müze bölümü" aklıma geldi.
Ben bu okuldan mezun olduktan yaklaşık 15 yıl sonra 1999
yılında açılan ve lisenin geçmişten gelen obje ve
belgelerini yeni ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla okul
yönetimi tarafından oluşturulan ve Yıldız Üniversitesi Müze
BölümBaşkanı Sayın Prof.Dr.Tomur Atagök'ün yönlendiriciliği
ile açılan okul-müze aklıma geldi.
İlk Müzecilik Bölümü
Bu bilgiyi araştırırken daha önce ismini bile duymadığım
Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Sanat Tasarım Fakültesi
bünyesinde kurulan ülkemizin ilk Müzecilik Bölümünü ve
yukarıda adını andığım
"Prof. Tomur Atagök"e ulaştım.
Bu işin bilimini yapan bu değerli insanın müzeler ve
müzecilik konusundaki görüşleri yaklaşımları ve önerdiği
işlere ilişkin bilgi edinince, rastlantıyla ilgilendiğim bu
konunun önem ve boyutunun bir defa daha farkına vardım.
Bu değerli insan "Prof. Tomur Atagök" bu konuyu ele aldığı
temel bir yazısında "eşit eğitim hakkını toplumun tüm
kesimine yaygınlaştıramamış az gelişmiş, ya da hızlı
değişmekte olan toplumlarda kültürel bilinçlenme yaşama
dürtüsünün gerisinde kalmaktadır.
Bu toplumların devlet yöneticilerinin önceliği, maalesef
UNESCO önerilerine/convention'larına attıkları imzalara
rağmen kültürel değil ekonomik kalkınmadır. Bu olumlu
girişimlerin birçok ülke tarafından benimsenmesi, kalkınma
planlarında kültür ile ilgili hedefler belirtilse de,
toplumların kültürel okur-yazarlığı belli bir düzeye
gelmedikçe kalkınma ekonomi ile sınırlı kalmaktadır".
Tomur Hoca yaptığı genel durum saptamasını "Topraklarında
çok zengin bir kültür birikimi bulunan ülkemiz, insana
gereken bilgilendirmeyi ve bilinçlendirmeyi sağlayamaz.
Çünkü müzelerimiz bu konuda ne eğitim ve iletişim
uzmanlarına, ne de bir programına sahip değildir. Diğer bir
ifadeyle, UNESCO toplantılarında önerilere imza atmamıza
karşın ülkemiz, herhangi bir hareket planı yapmış değildir.
Yapılmakta gecikilmiş hareket planı, hızla gündeme
getirilmeli ve eyleme geçilmelidir. Yoksa kültürel talan
şiddetini giderek arttıracak ve kimliksizliğe sürüklenen
genç nesiller yurttaşlık bilincini hızla kaydedeceklerdir"
diyor.
Atagök bunun ardından somut önerilerini de sıralamış, söz
konusu yazısında. Onunla da kalmamış Prof. Atagök;
arkadaşlarıyla birlikte 1999 yılında
"İstanbul Sanat Müzesi Vakfı" nı da kurmuş Bu vakıf bir
çağdaş modern sanat müzesi kurma çabasında.
"Bir ülkenin okullardan
önce müzelere gereksinimi var"
Tabii bu arada "Sunay Akın"ı
ve onun çabasıyla kurulan ilk "oyuncak müzesi"ni unutmamak
gerekir.
Sunay Akın Cumhuriyet gazetesinde 26.2.2006 tarihinde
yazdığı "Müzeciliğin geleceği" başlıklı yazıda "Gelişmiş
ülkelere baktığımızda, müzecilik konusunda bizden ileride,
çok ileride olduklarını görürüz. Ülkemiz, o ülkelerin
çektirdiği toplu fotoğrafta yer almak istiyor ve bunun için
de yoğun çaba harcıyor; pek çok yasal düzenleme yapılıyor,
her konuda önümüze konulan 'ayar'lar büyük bir iyi niyetle
yerine getirilmeye çalışılıyor. Soru şu: Avrupa Birliği'ne
üye ülkeler önce ekonomilerini düzelttiler, yani argodaki
deyişle 'parayı buldular' da sonra müzelerinin yetersiz
olduğunu fark edip 'Nasıl olsa paramız var' diyerek bu
konuda düzenlemeler mi yaptılar; yoksa, önce müzeleri
kurdular ve o müzelerden geçen nesiller mi o varsıllığı
oluşturdular?
"Sorunun yanıtı hiç şüphesiz ki müzelerin önceliğindedir. Bu
pencereden baktığımızda, ülkemizin önüne konulan hedeflere
varacak olan çocuklarımıza müzelerin önemini anlatmak, en
önemli konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü toplumlar
müzelerden, kütüphanelerden, kültür merkezlerinden geçerek
aydınlığa ulaşırlar" diyor.
Yazının devamında da gereksinimin ne olduğunu net olarak
ortaya koyuyor: "Bir ülkenin okullardan önce müzelere
gereksinimi vardır."
"Elektronik ortam müzeleri"
Yasal sınırlılıklar, bu iş gerekli niyet ve emeğin çokluğu,
elektronik ortamın olanaklarıyla birleşince, bir şeyleri
biriktiren ve onları toplumla paylaşmak isteyenlerin önüne
bambaşka bir ufuk açıldı: "Elektronik ortam müzeleri".
Yıllar önce yazdığım "Bir
Dermatoloji Müzesi Kurmaya Ne Dersiniz?" başlıklı
yazımın "ilham ve tahriki"yle, yıllardır büyük bir dikkatle
biriktirdiği bu tıp alanına ilişkin çeşitli belge ve
bilgileri bir "İnternet
müzesi" şeklinde ortaya koyan; hocam,
meslektaşım ve abim, Sevgili Doç Dr.
Adem Köşlü'nün
kanımca ülkemizdeki ilk elektronik ortam müzesi, bugün çok
gelişmiş örneklerini gördüğümüz bir yolu açmış oldu.
Bunların en önemlilerinden birisi
Sanal Müze Koç, Sabancı, Eczacıbaşı gibi bir çok büyük
sanayicinin aslında devletin kurduklarından çok daha büyük
ve faal hale gelen "özel müzeler"in İnternet sayfalarını da
bunlara ekleyince başlı başına bir "yeni alan"la
karşılaşıyor insan.
Beş yazıdan oluşan "özel müzeler"le ilgili bu küçük yazı
dizisini yine Sunay Akın'ın sözleriyle bağlayalım:
"Bir ülkenin en önemli zenginliği insanıdır. Türkiye bu
'hammadde' konusunda çok zengin bir ülkedir. Anadolu''yu
oluşturan senfoni ve çok renkliliğin meclisi öncelikle
müzeler olmalıdır. Demokrasi kültürünün temelleridir
müzeler. Çocuklarımız, kendilerine öğretmek istediğimiz
hoşgörü, farklı olana saygı, medeniyetler arasında köprü
kurma gibi değerleri müzelerden geçerek alacaklardır. Bu
yüzden okul çatısından çok, müze çatısına ihtiyacımız
vardır." (MS/KÖ) |