YENİGÜN AİLESİ

DÜBÜŞ OĞULLARI

           
    Mehmet Fakıh Bey    
    Oğuzhan    
    Alişan Bey    
    İ. Hakkı Bey    
    H Avni Bey    
    M. Ziya Bey    
    Veli Bey    
    Ramazan Bey    
    Hüseyin Bey    
    Ali Rıza bey    
  Süleyman Bey Mustafa Paşa  
Yahya Bey

   Saliha Hatun               eşi Resul

  Hamza Bey  
Osman Bey

--------

----- Mahmut Bey

--------

   Düşük Hasan                   (Dübüş Oğulları)
hüsnü yenigün          
ALİ YENİGÜN HÜSEYİN YENİGÜN HASAN YENİGÜN FATMA ÇAKMAK VESİLE YILMAZ HEDİYE KÜÇÜKER
           
HÜSNÜ YENİGÜN          
ADİL YENİGÜN MEHMET YENİGÜN AHMET YENİGÜN FAHRİYE ARSLAN GÜLLER ÇAKMAK MELEK AYDIN
           
           
ÖZER YENİGÜN ÖZKAN YENİGÜN YETKİN YENİGÜN   OĞUZHAN YENİGÜN HÜSNÜ YENİGÜN
           
RAMAZAN YENİGÜN       MURAT YENİGÜN  
İSKENDER AYDIN GÜLAY EMİNE   BİRCAN YENİGÜN GÜLİZAR YENİGÜN
           
İSMET YENİGÜN          
MUSTAFA YENİGÜN BİRSEN YENİGÜN MÜNEVVER ÖZDEMİR ŞÜKRİYE KILIÇ    
           
           
İRFAN YENİGÜN ÖNDER YENİGÜN MELAHAT YENİGÜN GÖNÜL KURT    
           
           
           
           

Koşar

Hasan

  Mürüt Mehmet  eşi Fatma

Avni

ilkay

Ali ve eşi

Mehmet Tevfik

Avni oğlu Ozaner

Ozaner ve Buket

Avni ve kızı buket

           

Hamdi

Çağlar

Önder Hasan İrfan Fikret

 

Çağlar

  Mehmet ve eşi Mehmet Tevfik
Hayri       Temel Muammer

Neşet Engin     Mehmet Mehmet ve İlkay
 
Türkan ve Mustafa 05.03.2008 Elif  ve Sude Sude Pirağa  
     
05.03.2008 05.03.2008 Muzaffer ailesi      
         
   

Ziya

eşi Ayşe    
abdullah             eşi asiye

Özay

Özgül

Özlem eşi Kenan Fatma  
Cağla     Yiğit    
İrem     Furkan    
      Ahmet    
      Efe    

BİR BELGE...ATILAY FACİASI 14.Temmuz.1942

TCG Atılay

Binbaşı Sadi GÜRCAN komutası altında dalışta iken batan ATILAY faciasında 37 denizcimiz    14 Temmuz 1942’de şehit olmuştur.

İsim babasının Atatürk olduğu Atılay denizaltı gemimiz İstanbul Taşkızak tersanesinde inşa edilmiş 80 metre boyunda 52 personelli bir denizaltıdır.Atatürk’ün kendi el yazısı ile yapılacak gemilere Atılay, Saldıray, Batıray, Yıldıray adı verilmesini isteyen direktifi Deniz Müzesinde teşhir edilmese bile saklanıyordur.

Yeni cihazların kontrolü maksadıyla Donanma Komutanlığından istenen gemi 14 Temmuz 1942 günü saat 07.30 sularında Çanakkale’ye gelip demirlemiştir. Saat 8.00-9.00 arası yapılan brifingde tecrübelerin nasıl yapılacağı hakkında bilgi alış verişinde bulunulmuştur. Saat 14.30’da Çanakkale Norto koyunda dalmış ve boğazdan çıkmış bir daha dönmemiştir.Geminin dönmeyişi üzerine deniz komutanı ile ihbar istasyonu komutanı tarafından 3 ve 5 no.lu motorlarla arama yapılmıştır. Saat 20.30’da Atılay’ın battı şamandırası bulunmuştur.İhbar istasyonu komutanı Fatih KARAYEL telefonla irtibat kuramamıştır.

1. Atılay akıntı sebebi ile mayınlı sahaya girmiştir.
2. Antenli mayınlardan bir veya ikisinin patlaması sebebiyle büyük yara ve yaralar açılmış ve gemi su dolmuş, personelin kaybı ile sevk ve idareden mahrum kalmıştır.
3. 80 metre derinlikte oluşu nedeni ile geminin ve gerekse mürettebatın kurtarılmasına olanak bulunamamıştır.

Hamiyet YÜCESES’in kocası Fethi YÜCESES Atılay denizatlı gemisinde başçavuş olarak görev yapıyordu.Bu kazadan sonra Hamiyet YÜCESES “ Gitti de gelmeyiverdi ” şarkısını okumuş ve meşhur olmuştur.


                                                                Ruhları şad olsun.

Dzaltı Brövesi.ATILAY DENİZALTISI ŞEHİT PERSONELİ. 

   ( SUBAYLAR )

        SADİ GÜRCAN                   SEBATİ TAŞÖZ               AHMET TÖRÜN

GÜV.BNB.                            GÜV. YZB.                         MAK.YZB.

KOMUTAN                          II.KOMUTAN                    BAŞ ÇARKÇI

 

RAUF  BAYKAL                 ADNAN ERÜL                  AHMET ATAKAN

GÜV.ÜSTĞM.                      MAK.YÜZB.                      GD.SUBAY

        VARDİYA SB.                     II.ÇARKÇI                         VARDİYA SB.

( ASTSUBAYLAR )

              HAKKI TEZCANLI          ZİYA LODOS                      NECMİ SUNAL

GV.BAŞGEDİKLİ             MAK.BAŞGEDİKLİ           MAK.BAŞGEDİKLİ

 

MASUM ŞEN                    TAHSİN DÖNMEZ              FETHİ YÜCESES

TELSİZ BAŞGEDİKLİ    MAK.BAŞGEDİKLİ            ELK.BAŞÇAVUŞ

 

HÜSEYİN COŞKUN        CEMAL DİNÇER                 KEMAL DAĞAŞAN

TOR.MAK.BAŞÇAVUŞ  MAK.ÜSTÇAVUŞ                 MAK.GD.ONBAŞI

 

AGAH PERİNA                İSMET İSKİL                        ALİ RIZA BAYKUŞ

ELK.GD.ONBAŞI             TELSİZ GD.ONBAŞI           MAK.GD.ONBAŞI

 

SELAHATTİN NARTMAN İSMAİL TOGAY              NURETTİN GÜNENÇ

MAK.ÜSTÇAVUŞ              ELK.GD.ÇAVUŞ                 GÜV.GD.ÇAVUŞ

 

SABAHATTİN VAROL    HASAN ŞENTUNA           

ELEKTR.GD.ÇAVUŞ       GÜV.GD.ÇAVUŞ

 

  ( ERLER )

 

HASAN GÜNEŞ                İBRAHİM ERBAŞ                MUSTAFA ÖZBEK

GÜV.  ER                            GÜV. ER                                MAK.ONBAŞI

 

TEMEL KÜÇÜKOĞLU   TEMEL YENİGÜN              MEHMET ASLANTÜRK

MAK.ER                             GÜV.ONBAŞI                       MAK.ER

 

ENVER KARAER            İSMAİL YILDIZ                  HALİL EKİNCİ

GÜV.ER                             GÜV.ER                                MAK.ER

 

İLYAS ÜNAL                   DİLŞAT ÇAKAL                 CEMAL BAHAR

GÜV.ER                            GÜV.ONBAŞI                       MAK.ONBAŞI

 

MEHMET ÇİLHOROZ   EYÜP KAÇMAZ                 HÜSEYİN GENÇER     HALİL

MAK.ONBAŞI                  GÜV.ER                                MAK.ER

 

    

      Merhaba Sevgili dostlar,
 
 
      İsmet Yenigün (Hününün İsmet) ile Ayşe Yenigün'ün (Gotgızının Ayşe) 1960 yılının DARI TOPLAMA zamanında  (muhtemelen Ekim ayı) bir oğulları dünyaya gelir. Babası, bu oğluna, çok sevdiği Asker arkadaşı İRFAN'ın adını koyar. Anası, o zamanki bütün genç kadınların yaptığı gibi, oğlunu rengarenk ZIVA BEŞİĞİNE sarıp yanına alarak, evde
lohosalık dönemini geçirmek yerine, Darı Toplama mecilerine devam eder.

      O günlerden kalmalı ki, 48 yıl sonra bugün bile o doğanın bin bir kokusunu ciğerlerinde hisseder. O günlerden kalmalı ki, bugün hala her fırsatta o yerlerde olmak ister. Bu adam, çocukluğuna dair çok şey hatırlamasa da, o dönemlerde SUNİ gübre kullanılmadığından olsa gerek,yediği sebze ve meyvelerin tadını asla unutamaz. Nasıl unutulur ki
HELİMGİLİN çıngıraklı elmasının tadı. Nasıl unutulur ki ÇAVUŞUĞUN MİNE YENGENİN daha DARININ sıkı alınmadan yetişen bostanlarının tadı. Nasıl unutulur ki GARİGEN ağacına yapışan, meyvesini almak için en tepesine tırmanmak zorunda kaldığımız  BOZURMA üzümünün tadı. Nasıl unutulur ki. Okuduğumuz Tommiks, Teksas kitaplarından esinlenerek)  suyu ile yüzümüze gözümüze sakal bıyık yaptığımız EMURUĞU İİBRAHİM amcanın SİYAH KİRAZI. BATUM ÜZÜMÜ, TÖNGELİ, ARMUDU.
 
       Tabi dostlar, bu özgürce yaşanan günlerin birde cezası!!  olmalıydı.Sabah okula gidilip, İstiklal marşından önce (veya sonra), MEHMET ALİ hocamın (Ellerinden öperim) elinde bir liste karşımıza geçer;
 
      1)  HELİMGİLİN  Elmasını Taşlayanlar;
 
      2)  MAMUDUN HÜSNÜ'NÜN kamyonuna takılanlar;
 
      3)  SEK SEK oynayanlar (Bugün hala neden yasak olduğunu anlamış değilim)
 
      ...... Diye okur,  ismi okunanlar öne çıkar ve Tahtadan yapılan ÇETVEL'in ince kenarıyla bize bir gösteri sunardı.. Tabi öyle kolay iş olmasa gerekti avuç içi yukarı gelecek şekilde beş parmağını birleştirip öne doğru uzatmak..... Tabi içimizden o MUHBİR arkadaşımıza en derin saygılarımzı sunarak, seramoninin bitmesini beklerdik. O zamanlar bu SAYGIN MUHBİR arkadaşımızı hiç öğrenemedik. Bugün hala bir sırdır.
 
       Ne olmuştu ki HELİMİN elmasını DAŞLAMIŞSAK. HELİM amca izin verirdi ki almamıza. Dalını kırmadıkça, kökünden sökmedikçe kime ne zararı vardı ki..Sonra kamyona takılıp AMBARLIYA kadar gidip, sonra kan ter içinde
tekrar köye dönmüşsek kime ne zarar vardı ki. Çocukların oyun oynaması ne zaman suç olmuştur ki bu güzelim dünyada. Bazı küçük kazalar olmuyor değildi bu ETKİNLİKLERİMİZ sırasında . Sorarım size, kimin
kolu kırılmadı ki o köyde, kimin gözü şişmedi arkadaşlar arsında tartışmada!.  Ama Özgürlük başka bir şeydi ve biz o küçücük beyinlerimizde bunu doyasıya, gönlümüzce yaşamak istiyorduk.. Neden suç oluyordu ki CİN GÖLÜNÜN, KARANLIK KÖPRÜNÜN, KUZU GÖLÜNÜN buz gibi sularında ÇİMMEYE gidip bir parça serinlemek. Kolay değildi ki,
MAMUDUN HÜSNÜNÜN KAMYONUNA takılıp AMBARLIYA kadar gidip, sonra kan ter içinde dereye ulaşmak. Ama bütün bunlar, her seferinde, İstiklal Marşından önce (veya sonra) küçük bir seranomi ile son buluyordu. Ama
ne oldu. Biz vazgeçtik mi bütün bu saydıklarımı yapmaktan. HAYIR. Bu ÖZGÜRLÜK tutkusuydu. İnsan Özgürlüğünden vazgeçermiydi.? İçimizde ki o enerji nasıl boşalacak, nasıl dışarı vuracaktı.?
 
        Orta okulu Beşikdüzü'de (Şimdiki Ticaret Lisesi) okuduktan sonra, sadece Trabzon'da okuyabilmek için Trabzon Ticaret Lisesi'ni tercih etti. O yıllarda, herkes gibi onunda hayali Üniversite okumaktı. Ona,Ticaret Lisesinden  sonra üniversite kazanmanın nerdeyse imkansız olduğunu söyleyen kimse çıkmamıştı. Sadece anası, "olgum, ben oralara
gidip gelemem, illa Trabzon da okumak istiyorsan gel seni TRABZON LİSESİNE yazdıralım" demesine rağmen o yine ÖZGÜRLÜĞÜNÜ seçmiş Ticaret lisesine kaydolmuştu. Çünkü Trabzon Lisesinde YATILI okumasını istiyordu. Ve o Üniversite sınavı gelip çattığında anlamıştı işi ama iş işten geçmişti. O, Memur olmak istemiyordu. Onun için tercih etmedi EĞİTİM ensitütüsünü. Öğretmen olma değil, memur olmak sıkardı onu.Girebileceği İktisadi ve tiçari ilimler akedemisini de siyasi nedenlerle tercih etmedi. Birkaç küçük iş denemesi olduysada başarılı olamadı. MURAT ustasından (ELEKTRİKÇİ MURAT TURAN) çekiç yemeleride bu döneme rastlar. Bu yıllarda (1980) askere gitmeden evlenmesi gerekirdi erkek çocuklarının. Tabi kızların da. O yıllarda, "bir kusuru mu varda evlenmedi" diye bakılırdı yirmili yaşlardaki çocuklara.  O çocukta İlkokul 1 ve 2 sınıfta onu okutan, ETHEM HOCASININ (ETHEM YENİGÜN) kızı REMZİYE ile  (sondan ikinci) hayatını birleştirdi. Ve hayatının ikinci en güzel dönemleri böylece başlamış oldu. Artık askerliğini yapmalıydı. 12 Eylül darbesini yapan askerlerden kaçmak için, 1981 Mart ayında yine Askerlere sığındı. 20 ay askerlikten sonra yine çok sevdiği, havasını, suyunu, taşını, tozunu çok özlediği köyüne döndü. Yine birkaç küçük iş denemesi oldu. Kahvehane işleterek İFLAS eden ilk kişi olarak tarihe geçmesi o yıllara rastlar. Artık yetişkin bir
erkekti. İçindeki o özgürlük duygusunun verdiği coşkuyla  ve ailesini geçindirme sorumluluğu ile, çoğu Anadolu delikanlısının yaptığı gibi GURBET in yolunu tuttu. GURBET demek İstanbul demekti. O'da İstanbul'a gitti. Memur olmama duygusu taa ortaokul yıllarında kafasında yer ettiğinden, şansını özel sektörde denedi. Bir bilgi işlem firmasında,
Şişhane yokuşunda Muhasebe elemanı olarak başlayan çalışma yaşamı, çeşitli özel sektör firmalarında, orta ve üst düzey yönetici olarak 2000 yılına kadar İstanbul'da devam etti. Karadeniz insanının tipik özelliği olan, tez canlılığı, dik başlılığı ve en son söylenmesi gerekeni, ilk önce söylemesi çalıştığı grupta bazı etkin kişileri
rahatsız etmişti. Bu nedenden olsa gerek, 2000 yılı Mayıs ayında çalıştığı grubun İZMİR deki şirketlerinin başına atanmasıyla (SÜRGÜN EDİLMESİYE) hayatındaki İZMİR yılları başlamış oldu. Halen bu gurubun EMEKLİ olmasına rağmen, İZMİR'deki şirketlerinin başında Üst düzey yönetici olarak çalışma hayatına devam etmektedir. Ama inanın hiçbir şey, onu, hayatının geri kalan bölümünü TÜRKELLİ'de geçirme düşüncesi kadar mutlu etmemektedir. Onun içindir ki FİİLİ emeklilik gününü iple çekmektedir. Ve biliyor ki o gün, BELKİ YARIN, BELKİDE YARINDANDA
YAKINDIR..
 
      Hepinize sevgi ve saygı ile...                                                         İrfan YENİGÜN
 
 

 | anasayfa | belediye | tüyad | muhtarlıklar | müze projesi | halk kütüphanesi | türkelli kitabı |