Font Size

SCREEN

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

  Selin Ardında Kalanlar Em.Öğrt.Atilla Korkmaz

  Bir doğal afetle karşılaştığımızda; önce, böyle bir olay ilk kez olmuş, daha önce benzerleri yaşanmamış gibi şaşkınlık gösteririz. Ortaya çıkan can ve mal kayıplarında kendi kusur, ihmal ve sorumluluklarımızı asla sorgulamadan, ilgili-ilgisiz başka kişi, kurum ve kuruluşları suçlarız. Yaşanan afetin iz ve kalıntıları ortadan kalktıktan sonra da, bir daha bu tür olaylar hiç olamazmış gibi eski yanlış alışkanlıklarımızla birlikte yaşamaya devam edip gideriz çoğunlukla.

  Her depremde, selde, heyelanda, büyük çaplı yangınlarda, olay daha taze iken, toplum olarak yaşadığımız “ruhsal teyakkuz” hali bir süre sonra tavsamaya başlar, ilgi, dikkat ve heyecanımız azalır ve kısa bir sürede unutur gideriz o olayı. Bu ve benzeri olaylardan dersler çıkarmak; daha sonraki olası afetlere hazırlık amacıyla önlemler düşünmek ve uygulamaya koymak; yaşantımızın her alanını karşılaşabileceğimiz can ve mal kayıplarını en aza indirecek şekilde düzenlemek, bize pek uyan davranış biçimleri değildir.

  Son olarak, Beşikdüzü ve komşu ilçeleri etkileyen su taşkını, sel ve heyelanlarla gelen afetten sonra da durum, neresinden bakarsak bakalım eskisinden pek farklı değil.

  Sık aralıklarla tekrarlayan seller, günümüzde de kimi aileler için ara sıra açılan bir ganimet kapısı olmaya devam ediyor. Gelmekte olduğunu bugünlerde iyiden iyiye hissettiren kış soğuklarını iyi ısıtılmış ortamlarda geçirebilmek amacıyla, daha denizin öfkesi yatışıp bitmeden; azgın dalgaların patladığı yerlerden ölümüne bir ağaç, dal, odun kapma yarışına girdi insanlar; kadın, çoluk-çocuk. Selin, yerinden sökerek, taşıyıp, denizin kucağına bıraktıklarını kıyıda öbekler halinde istiflediler. Sonra, sırta sararak, omuzlar üzerinde veya motorlu araçlarla evlere taşıdılar. Alışılmış, bir büyük yağış ve sel sonrası görüntüsüydü bu.

  Öte yandan sel, çarşı-pazarda da insanların ortak sohbet konusu oldu, hala olmaya devam ediyor pek doğal olarak. Gelip-giden demli çaylarla dolu bardaklar ve çay kaşıklarının çarpışma sesleri asla bölemiyor o çok yüksek sesli, ateşli tartışmaları. Herkesin ayrı bir doğrusu var. Herkes, gerçek doğru olan sel felaketinin küçücük bir bölümünden tutunarak, kendi mutlak doğrusunu savunurken siyasi ve sosyal konumlanmasına göre, rakip, hasım gördüğü kişi, kurum ve kuruluşları suçlayan çıkarımların keyfini sürmeye çabalıyor. Belki, somut olay ve olgulara dayandırmadan, bilimsel bulgularla desteklemeden, o anda aklına gelenleri söyleyivermek, gerçekten çok keyif verici, söz sahiplerinin içini ferahlatıcı olabilir de, doğru mudur?

  Elbette hayır.

  “Öyleyse, doğru olan nedir” biçiminde bir soru gelir akıllara, bu noktada ister-istemez. Doğru olan; bu ve benzeri olaylarda sebep-sonuç ilişkisini belirlerken akıl ve bilimi rehber alıp, duygusallıktan ve önyargılarımızdan uzaklaşarak var olan o tek gerçekliği dillendirmeye çabalamaktır.
Bu bakış açısıyla bakarak ilk olarak şu söylenmelidir; “Yaşadığımız bu büyük afetin nedeni olağanüstü bir ‘büyüklük’ ve ‘çabukluk’ la yağan yağmurdur.” Afetin yıkıcı etkilerini kat kat artıran da, insan eliyle doğada, çevrede ve yerleşim alanlarında yapılan yanlış uygulamalardır.

  Burada “büyüklük” sözü, yağış miktarını belirtmek için kullanılmıştır. Eğer doğruysa, ölçüm sonuçları gerçekten inanılmaz bir büyüklüğe işaret ediyor. Trabzon Meteoroloji Bölge Müdürlüğü kayıtlarına göre, olay günü “iki saatlik sürede, metrekareye 270 kilograma yakın yağış düşmüştür.” Bu, yöremize bir yılda düşen yağışın ¼ ine karşılık gelmektedir. Kuzey yarımkürede, benzerlerine ancak Muson iklim kuşağında rastladığımız böylesi çok anormal yağışlar, dünyanın her yerinde büyük su taşkınlarına ve büyük sellere, bu arada büyük can kayıplarına neden olabilmektedir. Bu arada, bölgemiz yağış rejiminin giderek Muson iklim kuşağı ile benzeşmeye başlaması da, gelecek için düşleyebileceğimiz olumlu beklentilerimizin önündeki en önemli engeli oluşturmaktadır.

  Bir yıllık yağışın çeyreği kadar yağmurun üç günlük bir sürede yağması, sel ve su baskınları açısından belki hiçbir sorun yaratmayabilir. Ancak, aynı miktarda yağışın iki saatlik sürede gerçekleşmesinin, inanılmaz sonuçlara yol açtığını hep birlikte yaşayarak gördük. Buradan yola çıkarak, yağış miktarı değişmese bile yağış süresinin kısalmasıyla yıkım gücü arasında bir orantı olduğunu söyleyebiliriz. Bunu da “çabukluk” sözcüğüyle tanımladık.
  Bu temel sebebin dışında;

-Bölgemizin engebeli ve yer yer eğimin çok fazla oluşu,

-Beşikdüzü’nün sel ve su baskınlarına çok elverişli, çok özel topoğrafyası. (arkasında bulunan Beşikdağı, Takazlı, Nefsişarlı tepe ve sırtlarından büyük bir hızla akıp gelen, büyüklü küçüklü altı dere ile veya yüzey suyu halinde bir biçimde şehir yerleşim alanı içinden geçmek zorunda olan yağmur sularının, düz araziye gelindiğinde akış hızlarının birden azalması, hatta yer yer akışın durması)
-Taşkınlara, su baskınlarına ve sellere neden oldukları besbelli olan, şehir yerleşim alanı içinden geçen derelerin, çarpık ve kontrolsüz yapılaşma nedeniyle değirmen bendinden biraz daha büyük bentlere sıkıştırılma çabaları, büyük yağışlarda toplanan suların bu bentlere sığmayarak taşması,


-Eski sahil yolunun, çok ciddi kot farkı nedeniyle suların denize akış yollarını kesen ilk set olması, her büyük yağışta Beşikdüzü çarşısını bir göle dönüştürmesi,

-Daracık bentlere sıkıştırılan derelerin, eski sahil yolundan başlayarak denize ulaşıncaya kadar üstleri de kapatılarak, menfezlere bağlanması, sellerin taşıdığı ağaç, dal ve kütüklerin bu menfezleri tıkaması sonucu sel sularının geri tepmesi,

-Neredeyse Çamlık deresinden Ağasar deresine kadar, Şimdi iç yol olarak kullanılan eski sahil yolunun deniz tarafının dolgu ile yükseltilerek parklar, sosyal tesisler ve yapılaşma alanı olarak kullanılıp yağmur sularının denize doğal akış yollarının tümüyle kapatılması,

-Zemin suyunu hızlı bir şekilde tahliye etmesi gereken alt yapının yetersizliği gibi gerçekler, afetin tahrip ve yıkım gücünü artıran etkenlerdir, bunların birini veya birkaçını selin nedeni olarak göstermek de doğru değildir. Üstelik böyle bir yaklaşım, köylerde, köy yollarında, tarım arazileri ve fındıklıklarda meydana gelen yaygın ve olağanüstü büyük yıkımı açıklayamaz.

  DOĞU KARADENİZ’DE RİSK HEP VARDI

  Bu yazının sonunda, Doğu Karadeniz Bölgesinde son 86 yılda meydana gelen, büyük can ve mal kayıplarına yol açan, su taşkını, sel ve heyelanlardan kayıtlara girenlerin dökümü verilmiştir. Listeyi çok uzatmamak için, daha az sayıda can kayıplarına yol açanları almadım. Onların, sayıca listeye aldıklarımdan daha fazla olduğunu belirtmeliyim.

  Tablo, bize bölgemizde aşırı yağışa bağlı afet riskinin hep var olduğunu, afetlerin de sık sık kapıyı çaldığını gösteriyor. Çok eski tarihli olan bir tanesi dışında kalan afetlerin büyük çoğunluğu, benim kuşağımdan olan insanlar tarafından hatırlanabilecektir.

  Beşikdüzü özeline gelirsek; hem yapım tarihi bir yüzyıldan daha fazla olan Eski Cami’nin, hem de yıkılıp yerine yenisi yapılan eski Çakmak Camisi’nin kotu 1,5 metre kadardır. Bu gerçek, bize yüz yıl önce de ilçemizin bulunduğu yerleşim alanının taşkın ve sel tehdidi altında bulunduğunun bilindiğini gösteriyor.

  Her iki camiyi yaptıranlarla, yapan ustaların bildiği gerçekleri gelmiş-geçmiş merkezi ve yerel yönetim görevlilerinin bilmedikleri düşünülebilir mi? Su taşkını ve sel gerçeği biline biline çarpık yapılaşmada ısrar etmek, böyle bir yapılaşmaya izin, ruhsat vermek de yalnızca aymazlıkla, ihmalle açıklanabilir mi? Bu soruların cevaplarını da size bırakıyorum.

  Diğer yandan, Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nün kurucu Müdürü Hürrem Arman, köy enstitülerini anlattığı “Piramidin Tabanı” adlı eserinin birinci cildinde, Beşikdüzü ile ilgili ilk izlenimlerini anlatırken: “Beşikdüzü dolayları bataklıklarla, durgun sularla dolu idi…” diyor. Bu bataklık ve durgun suların, yer yüzeyinin yağmur sularını denize ulaştırabilecek yeterli eğime sahip olmamasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Sözü edilen bataklık ve durgun suları kurutarak, o yıllarda yaygın ölümlere neden olan sıtma hastalığı ile mücadele amacıyla dikilen Okaliptüs ağaçlarından kesilmeyen çok şanslıları, 75 yılı geride bırakarak günümüze kadar varlıklarını sürdürebildiler.

  Sözün özü, yapılaşmanın çok az olduğu, karayolu ulaşımının içteki eski Samsun yolundan yapıldığı yıllarda, hatta daha da eski yıllarda ilçemizde son yaşadığımız ölçekte olmasa da su baskınları ve seller yaşanmaktaydı.

  ÖNLEM ALINABİLİR MİYDİ?

  “Her sele bir taşkın sebep olmaz! Yani sel olması için mutlaka bir derenin taşması gerekmiyor. Bu nedenle dünyada seller ile mücadele, sadece akarsu yatağını düzeltmek, setler ve barajlar gibi yapısal önlemlerle yapılmıyor. Meteoroloji sebepli afetleri, deprem gibi diğer doğal afetlerden ayıran en önemli özellik, önceden tahmin edilerek erken uyarıların yapılabilmesidir. Bu özellikten yararlanarak, gelişmiş ülkelerin afet yönetim programlarının bir parçası olan meteorolojik tahmin ve erken uyarı, planlama ve eğitim ile can kayıplarında önemli miktarda azalma ve ekonomik kayıplarda da önemli düşüşler sağlanmıştır.

  Dünyada meteorolojinin yağış tahminindeki başarısı, tahmin edilen yağış ile ölçülen yağış miktarları arasındaki farka göre hesaplanıyor. Yani marifet, metrekareye düşecek olan yağışın miktarını ve zamanını doğru bir şekilde önceden bildirebilmekte.

  Bizde ise temel sorun yağacak yağmurun miktarını ve zamanını doğru dürüst tahmin edememektir. Peki, yağan yağmurun miktarını biliyor muyuz?

  Meteoroloji Mühendisleri Odası şunları söylüyor: “Sel nedeniyle meydana gelen ölümler, gelişmiş ülkelerde bireysel hatalar nedeniyle oluşurken ülkemizde kamu ve yerel yönetimlerin yetersizliği, denetim eksikliği, ihmaller, çarpık yapılaşma, tahmin ve erken uyarı sistemlerinin mevcut olmaması sonucu oluşmakta‟…” (1)

  Önlem alınabilirmiş. Ülkemizin meteoroloji alanında yetiştirdiği en yetkin bilim insanlarından biri, bunları yıllarca önce söylemişti.

  Tam bu noktada, bugüne kadar sorula gelen diğer haklı ve doğru sorulara ek olarak, farklı sorular sormak isterim:
Trabzon Meteoroloji Bölge Müdürlüğü yetkilileri olaydan önce, selin meydana geldiği gün, iki saatlik bir sürede Beşikdüzü ve çevresinde metrekareye 270 kilogram yağış düşeceğini biliyorlar mıydı? Bu büyüklükteki yağışın ne anlama geldiğini, olası yıkıcı sonuçlarını onlardan daha iyi değerlendirebilecek durumda değiliz. Sorduğum soruya verilen cevap olumlu ise çok vahim, olumuz ise daha da vahim. Olumlu ise çok vahim, çünkü bu, adı geçen kurum yetkililerinin felaketi yalnızca izledikleri ve görevlerinde yetersiz kaldıkları anlamına gelir. Verilen cevap olumsuz ise çok daha vahim, çünkü bu da bizi elde olan tüm teknolojik donanımlara karşın doğru tahmin yapılamadığı sonucuna götürür ki, bu da yetersizliğin katmerli itirafından başka bir şey değildir.

  Adı geçen kurum yetkilileri, bu bilgiyi merkezi ve yerel yönetim yetkilileri ile paylaşıp, gelmekte olan tehlikenin boyutlarına dikkat çekmişler miydi, yoksa her zaman yapılan “etkili yağış, su baskını ve sel” uyarılarından biri miydi yapılan. Bu da ikinci soru.

  Bu soruların cevaplarını bilmiyoruz, belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

  Ancak, selden bir gün önce Beşikdüzü Belediyesi’nin anons sistemi yoluyla yaptığı “aşırı yağış ve sel” uyarısı, daha önce yapılan uyarılardan hiç de farklı değildi. Çok büyük bir felakete yol açan bu olağandışı yağışa dikkat çeken, olağandışı bir uyarı yoktu hatırladığım kadarıyla.

  ÇÖZÜM VAR MI?

  21 Eylül günü yaşadığımız sel, su baskını ve çok geniş bir alanda etkili olan büyük heyelanlar ilçemiz için ilk değildi, son olmayacağını da bilmek durumundayız. Önümüzdeki ilk büyük yağışlarda benzer tabloların, belki daha da ağırlarının yaşanması kaçınılmaz.

  İnsanoğlunun bilim ve teknolojide ulaştığı nokta, ona doğa olaylarının yıkım gücü karşısında hiçbir avantaj sağlamıyor. Ama doğal afetlerde ortaya çıkabilecek can ve mal kayıplarını azaltma, ya da tümüyle ortadan kaldırmayı sağlayacak olanakları sunuyor. Doğal afetlere sebep olan olayların, bu arada meteorolojik olayların akışını, yönünü, zamanını değiştirmemiz mümkün değildir. Ancak şunlar elbette mümkündür;

-Yapılaşma ve kentleşme planlarını, çevresel koşulları ve o yörede beklenen doğal afetleri dikkate alarak hazırlamak ve uygulamak.

-Geçmişten bu yana su baskını, sel ve heyelan gibi meteorolojik kaynaklı afetler yaşanan yağış havzalarına tahmin, erken uyarı ve ölçüm istasyonları kurmak.

-Yapacağı güvenilir tahminler ve bu tahminlere dayanarak yapacağı uyarılarla halkın can ve mal güvenliğini korumakla görevli kurumlardan biri olan Meteoroloji teşkilatının, çalışan ve araç- gereç standardını yükselterek, yağışların zamanını ve miktarını doğru tahmin edebilir ayrıca gerçekleşen yağış miktarını da doğru ve güvenilir şekilde ölçebilir bir noktaya getirmek.

-Toplumun tüm bireylerini olası afetler konusunda eğitmek, bilinçlendirmek, doğal afetler sırasında ortaya çıkabilecek her türlü kayıpları en aza indirecek bilgi, davranış ve alışkanlıklar edinmelerini sağlamak.
-Doğal hayatı ve doğal dengeleri bozan her türlü kentleşme, yapılaşma ve ulaşım projesini hemen durdurmak. Daha önce yapılan ve yanlış olduklarını yaşayarak gördüğümüz projelerde insan eliyle yapılan bozulma ve değişiklikleri ortadan kaldırılmak, böylece doğaya ve çevreye kendini onarma fırsatı vermek.
Bunlar yaparsak; her doğal afetten sonra siyasiler, devlet ve hükümet yetkililerinin bölgeyi ziyaret ederek geçmiş olsun dilekleri ekinde verdikleri ve hiçbir zaman gerçekleşmeyen bol keseden vaatleri. O yerin “afet bölgesi” kapsamına alınması; afetten zarar görenlerin oluşturulan kriz masalarına yaptıkları gerçek üstü, ilgisiz zarar beyanları; maddi zarara uğrayanlara yapılan, çerez parası gibi güya afet yardımları kısır döngüsünden çıkarak, sorunlarıyla yüzleşmeyi ve onları çözmeyi bilen, geleceğine daha güvenle bakan insanlardan oluşan bir toplum haline gelmemiz mümkün olabilir.

  Doğu Karadeniz bölgesinde, yıllar geçtikçe anormalleşen yağış rejimi nedeniyle bundan sonra da benzer afetler yaşanacağını bilmek ve bu gerçeğe uygun yapılaşma, kentleşme ve yaşama modelleri geliştirmek zorunda olduğumuz çok açık.

  Gerçeğin farkında mıyız? Ne dersiniz

(1)Prof.Dr. Mikdat KADIOĞLU, Doğu Karadeniz insanının sel ve heyelanla imtihanı, Hürriyet 2010

 DOĞU KARADDENİZ BÖLGESİNİN BÜYÜK SEL, TAŞKIN VE HEYELANLARI

          

       Yeri

 

 Nedeni

Ölü Sayısı

1929

Trabzon-Of

 Heyelan

146

1959

Trabzon, Görele, Rize

 Taşkın

  13

 1981

 Rize-Pazar

 Sel

  27

1983

Rize, Pazar, Fındıklı

 Taşkın-heyelan

  27

1985

Rize

 Sel

  10

1988

Trabzon-Maçka, Çatak

 Heyelan

  68

 1990

 Trabzon-Değdere, Akçaabat-Söğütlü

 Sel

  57

1990

Rize-Çamlıhemşin

 Heyelan

  51

1995

Rize-Güneysu, Ardeşen, Pazar

 Sel-heyelan

   9

 1996

 Trabzon-Of

 Taşkın

   9

1998

Trabzon-Sürmene, Beşköy

 Heyelan

 50

2001

Rize-Taşlıdere, Güneysu, Çayeli

 Sel-heyelan

 10

2002

Rize-Taşlıdere, Güneysu, Çayeli

 Sel-heyelan

 34

2005

Trabzon-Solaklı, Of havzası

 Sel

   7

2010

Rize-Gündoğdu

 Sel-taşkın

 15

2010

Rize-Gündoğdu

 Sel-heyelan

 11

2012

Samsun

 Sel

 11

2015

Artvin-Hopa

 Sel-heyelan

   8

 -Toplam 655 ölü

-Her olayda ortalama 100 milyon Dolar maddi zarar

Sitemizde

REKLAM YOKTUR.

Oğuz'lu iş yerleri

ücretsiz tanıtılır

BİR ARADA OLMAK

DİL,  DİN,  IRK,  

BÖLGECİLİK VE

CİNSİYET KAVGASI

BİZİ AYRIŞTIRIR...

EMEK BİRLEŞTİRİR.

Dil Çevirici

trzh-CNenfrdeitjaptruesvi

SOSYAL MEDYA

 

 

Articles View Hits
4078317

We have 266 guests and no members online

You are here: Home Kültür DüzYAZI Selin Ardından